Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
KARAR
MEHMET OZAN ÖZERDEM BAŞVURUSU
Başvuru Numarası : 2022/31172 Karar Tarihi : 10/2/2026
Başkan : Basri BAĞCI Üyeler : Yıldız SEFERİNOĞLU Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR Metin KIRATLI Raportör : Hüseyin ERAL Başvurucu : Mehmet Ozan ÖZERDEM Vekili : Av. Murat BALCI
Başvurucu, bireysel başvuruya konu olayların geçtiği tarihte Rusya'da faaliyet gösteren bir şirketin sahibidir. Başvurucu ve A.P. Rusya'da oldukları dönemde birlikte ticari faaliyette bulunmuş ve sonrasında A.P. Türkiye'ye dönüş yapmıştır.
A.P. Türkiye'ye döndükten sonra Konya Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek başvurucunun kendisini tehdit ettiğinden bahisle 11/10/2010 tarihinde şikâyette bulunmuştur. Söz konusu şikayet üzerine başvurucu hakkında 2010/39754 sayılı soruşturma başlatılmıştır. A.P. anılan şikayetinde; başvurucuyla ticari faaliyet yürüttüklerini, Rusya'da oldukları dönemde başvurucunun kendisi hakkında hırsızlık iddiasıyla polise müracaat ettiğini, polis merkezinde bir gece kaldığını, gözetim altında kalmasıyla ilgili işlemler nedeniyle polisler hakkında şikayetçi olmadığına ilişkin dilekçe vermesi karşılığında serbest bırakıldığını ve Türkiye'ye döndüğünü belirtmiştir. Türkiye'ye döndükten sonra başvurucu tarafından tehdit telefonları aldığını beyan eden A.P., kendisini hırsızlıkla suçlayan ve telefonla tehdit eden başvurucudan şikayetçi olmuştur. A.P. ayrıca 22/10/2010 tarihli ek dilekçesiyle başvurucunun Rusya polis merkezinde kendisine zorla imzalatılan belgeye dayanarak sahte borç belgesi oluşturduğunu, bu belge doğrultusunda hakkında icra takibi başlattığını ileri sürmüştür.
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı bu şikâyet doğrultusunda müştekinin ifadesini almış ve başkaca soruşturma işlemi yapmaksızın "...ilamsız takiplerde icra müdürlüğüne başvurarak takibi[n] durdurabileceği ve imza itirazında her zaman bulunabileceği, [başvurucunun] atılı suçları işlediğine dair yeterli şüphe oluşturacak herhangi bir delil elde edilemediği" gerekçesiyle 2/11/2010 tarihinde kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Dosya kapsamında anılan karara yönelik itiraz edildiğine ilişkin bilgi ve belge tespit edilememiştir.
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca A.P.nin babası olan O.P.nin başvurucu hakkındaki tehdit suçu yönünden şikâyetiyle ilgili olarak da 2010/39757 sayılı soruşturma dosyasında "...atılı suçun işlendiğine ilişkin iddiası dışında hiçbir delil bulunmadığı" gerekçesiyle 12/10/2010 tarihinde kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.
Diğer taraftan başvurucu, İzmir 17. İcra Müdürlüğüne ait 2010/14807 sayılı dosya üzerinden borçlu A.P. aleyhine 675.000 Amerikan doları alacağın tahsili amacıyla 19/10/2010 tarihinde icra takip işlemleri başlatmıştır. İlamsız takibin konusunu oluşturan borcun sebebi olarak 20/9/2010 tarihli "Borç Ödeme Taahhüdü" başlıklı belge gösterilmiştir. A.P.nin imzasını taşıyan belgede A.P.nin Rusya'da bulunduğu dönemde ilgili olarak başvurucuya 675.000 Amerikan doları borçlu olduğunu kabul ettiği yazmaktadır. Belge üzerinde ayrıca tanık olarak P.E.ye ait imza da bulunmaktadır. Ödeme emrinin tebliği üzerine borclu A.P.nin itirazı doğrultusunda İzmir 17. İcra Müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verilmiştir.
Başvurucu ise borçlu tarafından yapılan itirazın haksız ve dayanaksız olduğunu belirterek itirazın iptali amacıyla İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde itirazın iptali davası açmıştır. Anılan dava 24/1/2023 tarihinde reddedilmiştir.
Müsteki A.P. yukarıda açıklanan süreç sonrasında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) müracaat etmiş ve başvurucunun tehdit ve resmî belgede sahtecilik suçlarını işlediği iddiasıyla şikâyetçi olmuştur.
A.P. ifadesinde özetle Rusya'da bulundukları dönemde başvurucunun kendisi hakkında yapmış olduğu şikayet sonrasında polis karakoluna gittiğini, işlemler bittikten sonra serbest kalabilmesi için polislerin iki adet boş kâğıda imza atmasını istemeleri üzerine kendisinin de bu kâğıtlara imza attığını beyan etmiştir. İmzaladığı kâğıdı başvurucunun ele geçirdiğini ve üzerini borç taahhüdü olarak doldurduğunu belirten A.P., gerçeğe aykırı olan bu belgenin İzmir 17. İcra Müdürlüğüne ait 2010/14807 sayılı dosyada icra takibine konu edildiğini ifade etmiştir.
Soruşturma kapsamında icra takibi ve itirazın iptaline ilişkin dava dosyası temin edilmiştir. Başsavcılık; başvurucu hakkında düzenlenen yakalama kararının infaz edilememesi üzerine başvurucunun açığa atılan imzanın kötüye kullanılması, resmî belgede sahtecilik ile kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçlarından cezalandırılması talebiyle 14/2/2012 tarihli iddianame düzenlemiştir.
İddianamede özetle müsteki A.P.nin, hakkındaki şikayet doğrultusunda ifade vermek için Rusya'da gittiği polis karakolunda salıverilmesi amacıyla imzaladığı boş kâğıdın başvurucunun eline geçtiği ve başvurucunun bu belge üzerine bilgisayar vasıtasıyla borç
taahhüdüne ilişkin yazılar yazdığı belirtilmiştir. İddianamede başvurucunun bu belgeyi kullanarak Türkiye'de A.P. aleyhine icra takibi başlattığı, sonrasında ise başvurucunun müteki A.P.ye ait e-posta adresine müdahalede bulunarak mütekinin arkadaşlarına şikâyetten vazgeçmeye yönelik e-posta gönderdiği ve mütekiye tehdit içerikli sözler söylediği belirtilerek atılı suçları işlediği ileri sürülmüştür.
İddianamenin kabulü ile açılan dava İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 20/2/2012 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip tutanağında diğerlerinin yanı sıra Rusya polis merkezi tarafından müteki A.P. hakkında düzenlenen belge olup olmadığının sorulmasına, Konya Cumhuriyet Başsavcılığına ait soruşturma dosyası ile İzmir 17. İcra Müdürlüğü ve İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesine ait dosyaların incelenmek üzere istenmesine, başvurucu hakkında yakalama emri düzenlenmesine karar verilmiştir.
Yargılama on altı celsede tamamlanmıştır. Birinci celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu; savunmasında Rusya adli makamlarına yapılan hırsızlık şikâyetinin doğru olduğunu ancak mütekinin imzasını taşıyan bir belge almadığını, müteki A.P.ye Türkiye'de yapacağı yatırım için 675.000 Amerikan doları borç verdiğini, karşılığında ise icra takibine konu belgeyi aldığını, e-posta yoluyla kimseye mesaj göndermediğini beyan etmiştir. Celse, mütekinin dinlenmesi için işlem yapılması ve Rusya adli makamlarına yazılan istinabe sonucunun beklenmesi için ertelenmiştir.
İkinci celse öncesinde Konya Cumhuriyet Başsavcılığına ait soruşturma dosyasında verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar dosyaya gönderilmiştir. İkinci celsede hazır bulunan müteki A.P. şikâyetiyle ilgili önceki beyanlarının geçerli olduğunu, başvurucudan borç almadığını ve boş kâğıda attığı imzanın kötüye kullanıldığını ifade etmiştir. Mahkeme, başvurucunun bildirdiği tanıkların dinlenmesi, taraflar arasında derdest olan yargılama dosyalarının istenmesi ve Rusya adli makamlarına yazılan istinabe sonucunun beklenmesi için celsenin ertelenmesine karar vermiştir.
Sekizinci celseye kadar devam eden duruşmalarda önceki ara kararların yerine getirilmesine yönelik işlem yapılmıştır. Sekizinci celsede, gerçeğe aykırı düzenlendiği iddia edilen 20/9/2010 tarihli "Borç Ödeme Taahhüdü" başlıklı belgenin Mahkemece yapılan gözlemi duruşma tutanağına aktarılmıştır. Başvurucu müdafii, mütekinin aynı belgeyle ilgili yaptığı şikâyet hakkında önceki tarihte kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini ileri sürmüştür. Mahkeme, anılan belge üzerindeki yazı ve imzaların farklı zamanlarda atılıp atılmadığının tespiti yönünden Adli Tıp Kurumu tarafından rapor düzenlenmesi ve Rusya adli makamlarına yazılan istinabe sonucunun beklenmesi için celseyi ertelemiştir. Dokuzuncu celsede de ara kararların yerine getirilmesinin beklenmesine karar verilmiştir.
Onuncu celse öncesinde Adli Tıp Kurumu tarafından dosyaya ibraz edilen 24/10/2014 tarihli raporda belge üzerinde bulunan imzanın bilgisayar vasıtasıyla yazılan yazının altında da devam ettiği, bu durumun belgedeki imzanın yazıdan önce atıldığını gösterdiği ve belgedeki imzaların yazıdan mutat olmayacak şekilde uzak olduğu değerlendirilmiştir. Onuncu celsede hazır bulunan başvurucu müdafii raporu kabul etmediğini beyan etmiştir. Celse, yurt dışı istinabe evrakının tamamlanması ve itirazın iptaline ilişkin İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasının akıbetinin araştırılması için ertelenmiştir. İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından celse arasında gönderilen yazı cevabında Mahkemeye ait kovuşturma dosyasının sonucunun beklendiği bildirilmiştir.
On dördüncü celseye kadar yurt dışı istinabe evrakına verilecek cevap beklenmiştir. On dördüncü celsede duruşmada hazır bulunan tanık P.E. dinlenmiştir. P.E. beyanında; başvurucunun yanında çalıştığını, müsteki A.P.nin de bir dönem başvurucuyla birlikte çalıştığını, sonrasında başvurucunun müsteki A.P.yle aralarındaki borç ilişkisiyle ilgili bir belge düzenlediğini, bu belgeyi de tanık olarak imzalamasını kendisinden istediğini beyan etmiştir. P.E. ayrıca belgeyi imzaladığı esnada üzerinde müsteki A.P.nin imzasıyla borç ilişkisine ait yazıların olduğunu da ifade etmiştir. Mahkeme, başvurucunun belge üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına yönelik duruşmada ileri sürdüğü talebinin reddine karar vermiştir. Ayrıca Rusya adli makamlarına yazılan istinabe talebinin beklenmesinden vazgeçilerek Cumhuriyet savcısı tarafından esas hakkında mütalaa hazırlanması amacıyla celse ertelenmiştir.
Başvurucu on beşinci celsede sunduğu beyanlarında, kovuşturma konusu olayla ilgili olarak Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar nedeniyle davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme bu talebin esas hakkında verilecek kararla birlikte değerlendirilmesinin mümkün olması nedeniyle reddine karar vermiştir. Esas hakkında sunulan mütalaada başvurucunun özel belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından cezalandırılması talep edilmiştir. Başvurucu aşamalarda sunmuş olduğu beyanlarla aynı doğrultuda esasa dair savunmasını yapmıştır.
Mahkemece başvurucunun özel belgede sahtecilik ile kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçlarını işlediği sabit kabul edilerek anılan suçlardan alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle ayrı ayrı 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 6/6/2016 tarihinde karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"... Katılanın beyanı, sanığın [başvurucu] şirketinin lojistik bölümünde çalıştığı yargılama sırasında dinlenen tanıklarca da beyan edilen katılana sanığın bu miktarda borç vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olması, tanık [P.E.nin] ayrıntılı anlatımları, gerek katılan gerekse sanığın Türk vatandaşı olup suça konu belgede katılanın ad ve soyadının kril alfabesi ile yazılmış olmasına rağmen diğer kısımlarının Türkçe yazılmış olması, İstanbul ATK Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 24.10.2014 tarih 2014/103576/10014 sayılı raporuna göre; inceleme konusu 20.09.2010 tarihli borç ödeme taahhüdü başlıklı [A.P.] adına düzenlenmiş görünen belgenin yapılan incelemesi sonucu inceleme konusu belge de bilgisayar ve ekipmanı vasıtasıyla oluşturulan yazının kazıma işlemi sonucunda kazınan yazının altındaki imzanın devam ettiği, dolayısıyla imzanın önce atıldığı, ayrıca [A.P.] ve [P.E.] adına atılı imzaların belge metninden mutat olmayan şekilde uzak olduğu saptandığından söz konusu imzanın metni onaylar mahiyette atılı olmadığı kanaatine varıldığının belirlenmiş olması karşısında, sanığın açığa atılan imzanın kötüye kullanılması ve özel belgede sahtecilik suçları ile nitelikli dolandırıcılık suçları yönünden yapmış olduğu savunmasının işlemiş olduğu suçun cezasından kurtulmaya yönelik savunma olduğu kanaati ile bu suçlar yönünden sanığın savunmasına itibar edilmemiş[tir.]"
Başvurucu, temyiz dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra mahkûmiyet konusu olayla ilgili önceki tarihte yapılan şikâyet neticesinde kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiğini, bu karar sonrası yeni delil ortaya çıkmadan iddianame düzenlenemeyeceğini ileri sürmüştür.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 7/2/2022 tarihli kararıyla başvurucunun temyiz nedenlerini yerinde görmediğini belirtmek suretiyle kararın onanmasına karar vermiştir.
Başvurucu, nihai kararı 9/3/2022 tarihinde öğrendikten sonra 31/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Komisyon makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
Başvurucu; müştekinin benzer şikâyeti hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiğini, bu kararın kesinleştiğini, aynı eylemler kapsamında yeni delil elde edilmeksizin başka bir soruşturma dosyası üzerinden iddianame düzenlendiğini, söz konusu muhakeme engeline rağmen cezalandırılmasının aynı fiil nedeniyle iki kez yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde öncelikle başvurunun kabul edilebilirlik şartlarını karşılayıp karşılamadığının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisinin esasen yargı mercilerine ait olduğu ve genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara delillerini sunma ve inceletme bakımından uygun imkânların tanınması ve yargılamaya etkin katılımlarının sağlanması gerektiği açıklanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.
Başvurucunun şikâyetleri, adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi kapsamında incelenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (7) No.lu Protokol'ün 4. maddesinde düzenlenen aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi Anayasa'da açıkça düzenlenmemiştir. Anayasa Mahkemesi önceleri hukuk devleti ilkesinin temel ilkeleri arasında yer aldığını kabul ettiği bu ilkeyi Ünal Gökpınar ([GK], B. No: 2018/9115, 27/3/2019) kararında, hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkesi konusundaki kendi içtihadından hareketle ve bazı uluslararası hukuk metinlerine referansla Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak görmüştür (Ünal Gökpınar, § 50).
Kişilerin haklarında yürütülen ve kesinleşen bir ceza yargılaması sürecinin ardından tekrar yargılanmamalarını veya cezalandırılmamalarını güvence altına alan aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki cezai süreçler yönünden hukuki güvenliğin sağlanması amaçlanmıştır. Nitekim Sözleşme'ye ek (7) No.lu Protokol'de ayrı bir hak olarak düzenlenmesine rağmen
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında bu ilkenin adil yargılanma hakkı ile bağlantılı özel bir güvence olduğu vurgulanmıştır. Bazı uluslararası sözleşmelerde de aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi açık bir biçimde adil yargılanma hakkının bir güvencesi olarak kabul edilmiştir (Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2019/40991, 23/3/2023, § 146; Ünal Gökpınar, § 49).
Anayasa Mahkemesi 4/11/2021 tarihli ve E.2019/4, K.2021/78 sayılı kararında konuya ilişkin uluslararası belgeleri de dikkate alarak aynı fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesini, hiç kimsenin ceza yargılamasında kesin/kesinleşmiş bir hükümetle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamayacağı veya cezalandırılamayacağı biçiminde tarif etmiştir. Söz konusu kararda bu ilkeye aykırılık sonucuna varılabilmesi için gerçekleşmesi gereken bazı koşullar ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması, bu sürecin kesin/kesinleşmiş mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması, ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin yeniden işletilmesi, farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması ve ilkenin istisnalarından birinin olmaması şeklinde sıralanmıştır (AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 27; Ford Otomotiv Sanayi A.Ş., § 147).
Birinci ve üçüncü koşul bakımından ceza ile ilgili yargılama süreçlerinin her durumda teknik olarak ceza yargılaması hukuku anlamında bir süreç olarak öngörülmüş olması şart olmayıp bu kavram anayasal anlamda özerk bir yoruma tabidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi norm denetimi ve bireysel başvuru kararlarında, Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerini yorumlayarak ceza kavramının idari vergi cezalarını da kapsadığını belirtmiştir (AYM, E.2019/16, K.2019/15, 14/3/2019, § 13; Ünal Gökpınar, §§ 54-56).
İkinci koşul bakımından mahkûmiyet ya da beraat hükmünden ne anlaşılması gerektiği Anayasa Mahkemesi tarafından özerk olarak yorumlanmalıdır. Bu bağlamda aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin koruduğu menfaat, ceza yaptırımına bağlanmış olan bir eyleme ilişkin isnadın esası incelenerek kişinin cezai sorumluluğu hakkında olumlu ya da olumsuz verilmiş kesin/kesinleşmiş bir karardan sonra tekrar/yeniden yargılanmaması ve cezalandırılmamasıdır. Dolayısıyla özerk yorum çerçevesinde ceza olarak nitelendirilen bir yaptırıma ilişkin yargılamada delillerin değerlendirilmesi ve olguların tespiti sonrası kişinin ilgili suçu işlediği ya da işlemediği yönünden değerlendirme içeren bir kararın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi anlamında mahkûmiyet ya da beraat kararı olarak nitelendirilmesi gerekir. Bununla birlikte isnadın esası incelenmeden verilen, kişinin cezai sorumluluğuyla ilgili tespit içermeyen kararlar, örneğin zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararı ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar söz konusu ilke kapsamında beraat kararı olarak nitelendirilemez (AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 29).
İlk dört koşulun birlikte gerçekleşmesi hâlinde ilkeye aykırılık oluşur. Bununla birlikte uluslararası hukukta ilkeye istisna teşkil edebilecek bazı özel durumlar öngörülmüştür. Bunlar Anayasa'nın anılan ilke bağlamında yorumunda da dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda Sözleşme'ye ek (7) No.lu Protokol'ün 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer verilen, Türk hukukunda kanunlarda kabul edilen yeni delil ortaya çıkması ve davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir kusurun varlığı ilk iki istisnai durum olarak değerlendirilebilir. Üçüncü istisnai durum ise AİHM içtihatları ile geliştirilen (şeklen birden fazla olsa bile) cezaya ilişkin süreçlerin bir bütünün parçaları olacak şekilde bağlantılı bir biçimde yürütülmesidir (A ve B/Norveç [BD], B. No: 24130/11, 29758/11, 15/11/2016, § 130).
Somut olayda müşteki A.P. başvurucunun kendisini hırsızlıkla suçladığı, tehdit ettiği ve kendisine zorla imzalatılan belgeye dayanarak sahte borç belgesi oluşturduğu iddiasıyla Konya Cumhuriyet Başsavcılığına 11/10/2010 tarihinde şikâyette bulunmuştur (bkz. § 3). Konya Cumhuriyet Başsavcılığı şikâyetle ilgili olarak müştekinin ifadesine başvurmuş ve şikâyetin esasıyla ilgili başka bir araştırma ya da delil toplama işlemi yapmaksızın kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermiştir (bkz. § 4).
Aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi, hiç kimsenin ceza yargılamasında kesin veya kesinleşmiş bir hükümlle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamayacağını veya cezalandırılamayacağını ifade eder. Mahkûmiyet ya da beraat hükmünden ne anlaşılması gerektiği ise ceza yaptırımına bağlanmış olan bir eyleme ilişkin isnadın esasının incelenerek kişinin cezai sorumluluğu hakkında olumlu ya da olumsuz verilmiş kesin veya kesinleşmiş bir kararın varlığı biçiminde anlaşılmaktadır. İncelenen olayda başvurucu hakkında yürütülen ilk soruşturma dosyasında müşteki A.P.nin beyanının alınması dışında soruşturmanın temelini oluşturan olgularla ilgili bir değerlendirme yapılmamıştır. Diğer taraftan soruşturma neticesinde müşteki A.P.nin ilamsız icra dosyasına yapacağı itiraz yoluyla mağduriyetini giderebileceği vurgulanarak kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmiştir. Dolayısıyla başvurucu hakkında mevcut yargılama konusuna dair işin esasını değerlendiren, daha önce verilmiş kesin bir hüküum bulunmamaktadır. Sonuç olarak ilk soruşturma kapsamında isnadın esasıyla ilgili bir araştırma yapılmaması ve yine uyuşmazlığın temeline dair değerlendirme içermeyecek şekilde kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle başvuru konusu olayın şartlarında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edilmediği değerlendirilmiştir.
Açıklanan gerekçelerle aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
i. Ek savunma hakkı verilmeden karar verilmesi ve son söz hakkının tanınmaması nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının son celsede hazır bulunmadığı ve iddianamede belirtilen sevk maddesi dışında cezanın artırılması sonucunu doğuracak şekilde cezalandırılmadığı dikkate alınarak Erol Aydeğer ([1. B.], B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 41) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
ii. Delillerin toplanmaması, Adli Tıp Kurumundan yeni rapor alınmaması ve adli istinabeye ilişkin yazı cevabının beklenmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu saptanmadığı dikkate alınarak Yüksel Hançer ([1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 14-21) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
iii. Yerleşik içtihatlara aykırı karar verildiği, şüphenin giderilemediği, hükme esas alınan delillerin yanlış nitelendirildiği ve haksız yere ceza verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının kararın açık ve bariz takdir hatası içermemesi nedeniyle Ahmet Sağlam ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, §§ 43-46) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 10/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.