Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
KARAR
MAHSUN CEKLİ BAŞVURUSU
| Başvuru Numarası | : 2021/31145 |
| Karar Tarihi | : 11/2/2026 |
| Başkan | : Hasan Tahsin GÖKCAN |
| Üyeler | : Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL |
| Raportör | : Hüseyin Özgür SEVİMLİ |
| Başvurucu | : Mahsun CEKLİ |
Başvuru, beraat kararı verilen bir eylem hakkında ikinci kez yargılama yapılması nedeniyle aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, kovuşturma evresinde gerçekleştirilen işlemler ve mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının diğer birtakım güvencelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de içermektedir.
Başvurucu 1974 doğumlu olup bireysel başvuru konusu olayın geçtiği tarihte üzerinde çalıntı kaydı olması nedeniyle kolluk görevlileri tarafından durdurulan otomobilde yakalanmıştır. Olaya ilişkin olarak kolluk görevlilerinin düzenlediği 14/11/2016 tarihli tutanakta; başvurucunun görevlilere kimliğini M.C. olarak beyan ettiği ancak sürücü belgesi ile ilgili sorulara verdiği cevaplar nedeniyle kendisinden şüphe edilmesi üzerine M.C. adlı kişinin sistemde kayıtlı cep telefonunun arandığı, telefonu açan kişinin kendisini M.C. olarak tanıttığı ve sorulan T.C. kimlik numarasını doğruladığı, bu durum başvurucuya sorulduğunda telefonla görüşülen kişinin kardeşi M.C. olduğunu ve ona ait nüfus cüzdanını kullandığını söylediğ belirtilmiştir. Konuya ilişkin olarak Bursa Cumhuriyet Başsavcılıkı (Başsavcılık) başvurucu hakkında resmî belgede sahtecilik ve başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçlarından soruşturma başlatmıştır.
Başvurucu; müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla kollukta aynı tarihte şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde çalıntı olduğu belirtilen otomobile ilişkin anlatımlarının yanı sıra görevlilere ibraz ettiği nüfus cüzdanını 2010 yılında Diyarbakır Nüfus Müdürlüğünden kendisinin çıkartlığını, bu belgedeki bilgilerin ikiz kardeşi M.C.ye ait olduğunu, kendisi hakkında yakalama kaydı olduğunu öğrenmesi nedeniyle üzerinde kendisine ait fotoğrafın ve kardeşine ait kimlik bilgilerinin bulunduğu nüfus cüzdanını taşımaya başladığını söylemiştir.
Nüfus kaydına göre 1975 doğumlu olan M.C. kollukta ifade sahibi sıfatıyla alınan beyanında başvurucunun kendisinin ağabeyi olduğunu, onunla yıllardır görüşmediğini, kolluğun bilgi vermesi üzerine başvurucunun kendisi gibi davranıp nüfus müdürlüğünden kayıp bildirimiyle nüfus cüzdanı çıkarttığını öğrendiğini söylemiştir.
Başsavcılık başvurucunun ifadesinden hareketle nüfus cüzdanının Diyarbakır'da çıkarıldığı kanaatine ulaşarak 11/5/2017 tarihinde soruşturmayı resmî belgede sahtecilik suçu yönünden ayırdıktan sonra bu suça ilişkin soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılıkı tarafından tamamlanması için yetkisizlik kararı vermiştir.
"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 18/10/2016 tarih ve 2016/119138 Soruşturma sayısı ile aranma kayıtlarına alındığı belirtilen ... plaka sayılı aracın 14/11/2016 günü Bursa ili Osmangazi ilçesi Yeni Yalova Yolu 13. Km üzerinde kolluk görevlilerince uygulama noktasında yakalandığı, [M.C.] adına tanzim edilmiş nüfuz cüzdanını kullanan şahıs parmak izinden kimlik tespiti yapıldığında, ... T.C. Kimlik Numaralı Mahsun CEKLİ olduğunun tespit edildiği, şüpheli Mahsun CEKLİ'nin ifadesinde, yakalandığında görevlilere ibraz ettiği nüfus cüzdanını 2010 yılında Diyarbakır Nüfus Müdürlüğünden kendisinin çıkartdığını, aranma kaydının çıktığını öğrendiğini, bu nedenle kendisine ait kimliği taşımayıp kardeşi ve ikizi olan [M.C.nin] bilgilerinin bulunduğu üzerinde kendi fotoğrafı bulunan Diyarbakır Nüfus Müdürlüğünden almış olduğu kimliği taşımaya başladığını beyan ettiği, böylelikle şüphelinin üzerine atılı suçu işlediği... [değerlendirilmiştir.]"
i. Belgenin M.C. adına düzenlenmiş, üzerindeki lamine kaplaması kısmen kalkmış, arka yüzündeki lamine kaplamasının büyük bir bölümü açık olan fotoğraf üzerinde soğuk damga izi bulunan eski ancak gerçek bir nüfus cüzdanı olduğu, üzerindeki fotoğraf değiştirilmiş ise konunun uzmanı olmayan kişiler tarafından ilk bakışta sahteliğinin kolaylıkla anlaşılamayacağı ve aldatıcılık yeteneğinin bulunduğu,
ii. Belgedeki fotoğrafta yer alan kişinin M.C. olduğunun açıkça anlaşıldığı, başvurucunun savunmasının aksine kendisi ile M.C. kardeş olmakla birlikte nüfus kayıtlarına göre ikiz olmadıkları, UYAP'ta kayıtlı fotoğraflara göre başvurucu ile M.C.nin birbirlerine son derece benzediği, aralarındaki farkların küçük ayrıntısal çehre unsurları olduğu, dolayısıyla somut olayda sahte belge düzenleme ya da kullanmanın söz konusu olmadığı belirtilmiştir.
iii. Duruşma Tutanağı'nda ayrıca nüfus cüzdanının bu belgede yazılı T.C. kimlik numarasının gözaltı öncesi düzenlenen doktor raporuna yazılması dışında herhangi bir belgede de kullanılmadığı tespitine yer verilmiştir.
"Dosya kapsamına göre; her ne kadar sanık hakkında iftira suçundan cezalandırılması istemi[y]le kamu davası açılmış ise de, yukarıda yapılan saptamalar ışığında mağdur [M.C.ye] bir suç atılmasının söz konusu olmadığı iftira suçunun yasal unsurlarının bulunmadığı gibi dosyada bulunan nüfus cüzdanının sahte olmayıp [M.C.ye] ait olduğu, yalnızca sanığın kendi üzerinde taşıdığı, öte yandan kamu görevlisine yalan beyanda bulunma suçu yönünden ise dosyada sanığın kimliği ile ilgili yalan beyanda bulunmadığı kuşku üzerine yapılan araştırmada kimliğinin zaten ortaya çıktığı anlaşılmakla sanık hakkında iddianame ve ek savunma ile atılı suçun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle atılı suçtan sanığın beraatine, adli emanetin 2016/10144 sırasında kayıtlı nüfus cüzdanının ise sahibi mağdur [M.C.nin] iadesine karar verilmesi gerektiği sonucu ile yasal ve vicdani kanaatine varılmıştır."
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, resmî belgede sahtecilik suçuna dair soruşturmada Yenişehir Nüfus Müdürlüğüne (Nüfus Müdürlüğü) 6/7/2017 tarihinde müzekkere göndererek başvurucunun 2010 yılında nüfus cüzdanı talep ederken ibraz ettiği belgelerin gönderilmesi talimatı vermiş; Nüfus Müdürlüğünden gönderilen 22/8/2017 tarihli yazıda ise başvurucunun belirtilen tarihte nüfus cüzdanı aldığına dair kaydın bulunmadığı, bu kişinin 3/1/2006 tarihinde bir nüfus cüzdanı aldığı ancak mevzuat gereği saklanma süresinin dolması nedeniyle de buna dair belgenin 2017 yılı Ocak ayında imha edildiği belirtilmiştir.
Soruşturma sonucunda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının suça konu belgenin ilk kez Bursa'da kullanıldığına, nerede üretildiğinin belli olmadığına, diğer yandan başvurucu hakkında Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın derdest olduğuna, böylece her iki suçtan yargılamanın birlikte görülmesi gerektiğine dair değerlendirmelerde bulunarak karşı yetkisizlik kararı vermesi üzerine oluşan olumsuz yetki uyuşmazlığı, Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesince Başsavcılığın yetkisizlik kararının kaldırılması suretiyle 27/12/2017 tarihinde çözülmüştür.
Başsavcılık, başvurucunun resmî belgede sahtecilik suçunu işlediğinden bahisle 5237 sayılı Kanun'un 204. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca cezalandırılması talebiyle 1/2/2018 tarihinde hakkında iddianame düzenlemiştir. Anılan iddianamede başvurucuya atılı eylem şu şekilde anlatılmıştır:
"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılıkının 18/10/2016 tarih ve 2016/119138 Soruşturma sayısı ile aranma kayıtlarına alındığı belirtilen ... plaka sayılı aracın 14/11/2016 günü Bursa ili Osmangazi ilçesi Yeni Yalova Yolu 13. Km üzerinde kolluk görevlilerince uygulama noktasında yakalandığı, [M.C.] ismini ve kimliğini kullanan şahsın parmak izinden kimlik tespiti yapıldığında ... T.C. Kimlik Numaralı Mahsun CEKLİ olduğunun tespit edildiği, şüpheli Mahsun CEKLİ'nin ifadesinde özetle, yakalandığında görevlilere ibraz ettiği nüfus cüzdanını 2010 yılında Diyarbakır Nüfus Müdürlüğünden kendisinin çıkarttığını, aranma kaydının çıktığını öğrendiğini, bu nedenle kendisine ait kimliği taşımayıp kardeşi ve ikizi olan [M.C.nin] bilgilerinin bulunduğu üzerinde kendi fotoğrafı bulunan Diyarbakır Nüfus Müdürlüğünden almış olduğu kimliği taşımaya başladığını beyan ettiği, böylelikle şüphelinin üzerine atılı suçları işlediği anlaşılm[ıştır.]"
Bursa 23. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılama sırasında mağdur sıfatıyla ifadesi alınan M.C. kendisine ait nüfus cüzdanının ağabeyi olan başvurucu tarafından kullanıldığını, başvurucuyla yedi sekiz yıldır görüşmediğini söylemiştir. Başvurucu ise savunmasında M.C. ile birlikte Diyarbakır Nüfus Müdürlüğüne gidip ona nüfus cüzdanı çıkarttıklarını, hakkında yakalama kararı olduğu için nüfus cüzdanını M.C.den alıp kullanmaya başladığını, kolluk görevlilerine ibraz ettiği bu kimliğin sahte değil M.C.ye ait gerçek nüfus cüzdanı olduğunu, bu konuyla ilgili Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesinde de yargılanıp beraat ettiğini, kollukta verdiği ifadede de benzer yönde beyanda bulunduğu hâlde sözlerinin tutanağa yanlış aktarıldığını savunmuştur.
Yargılama sırasında Mahkeme, mağdur ile başvurucunun teşhise elverişli fotoğraflarının çektirilmesine, mağdur adına nüfus cüzdanı başvuru talebinde bulunulup bulunulmadığı araştırılarak varsa bu konudaki belgelerin getirilmesi ile suça konu nüfus cüzdanının üzerindeki fotoğraf da dâhil olmak üzere belgede tahrifat yapılıp yapılmadığı, belgenin sahte olup olmadığı, sahte ise de aldatma kabiliyeti olup olmadığı hususunda Bursa Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünden (Polis Kriminal) uzmanlık raporu alınmasına karar vermiştir. Polis Kriminal tarafından düzenlenen 20/12/2018 tarihli uzmanlık raporunda suça konu nüfus cüzdanının renk, motif, desenler, kâğıt yapısı, baskı kalitesi, UV ışığa duyarlılık ve diğer detay unsurlar yönünden orijinal belgelere benzerlikler gösterdiği, bu bulgulara göre belgenin orijinal olduğu sonucuna varılmış; diğer yandan belge üzerinde iki kat lamine olduğu ve laminelerinin fotoğraf hanesine denk gelen bölümlerinin kısmen koparılarak alındığı görülmüşse de fotoğraf değişikliği yapılıp yapılmadığı hususunda herhangi bir kanaat beyan edilmesinin mümkün olmadığı, bu hususun belgeyi düzenleyen makamdan sorulmasının faydalı olacağı bildirilmiştir.
Mahkeme söz konusu nüfus cüzdanı ile Polis Kriminalin uzmanlık raporunu Nüfus Müdürlüğüne göndererek belge üzerindeki fotoğrafta değişiklik yapılıp yapılmadığının bildirilmesine ve başvuru sırasında ibraz edilen belgelerin onaylı suretlerinin gönderilmesine dair ara kararı vermiştir. Nüfus Müdürlüğü 2016 yılında arşiv yerinin değişmesi sırasında bazı belgelerin kaybolduğunu, M.C. adına 17/12/2010 tarihinde düzenlenen nüfus cüzdanına dair talep belgesinin de kaybolan belgeler arasında yer alması nedeniyle nüfus cüzdanı üzerinde fotoğraf değişikliği yapılıp yapılmadığı konusunda tespitte bulunulamayacağını bildirmiş ve M.C.nin Nüfus Müdürlüğünden 8/3/2011 tarihinde aldığı nüfus cüzdanına ilişkin talep belgesinin onaylı suretini Mahkemeye göndermiştir.
Diğer yandan Mahkeme, mağdurun ve başvurucunun teşhise elverişli fotoğraflarını nüfus cüzdanı ile birlikte 7/2/2019 tarihinde İstanbul Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğine (Jandarma Kriminal) göndererek tüm fotoğrafların karşılaştırılmasına ve nüfus cüzdanı üzerindeki fotoğrafın başvurucuya ait olup olmadığı konusunda rapor düzenlenmesine dair ara kararı vermiştir. Jandarma Kriminal tarafından düzenlenen 10/7/2019 tarihli uzmanlık raporunda nüfus cüzdanı üzerindeki fotoğrafın başvurucuya aidiyetinin kuvvetle muhtemel olduğu mütalaa edilmiştir. Anılan raporun "Açıklamalar" başlıklı kısmında "Kuvvetle Muhtemel Aynı" tabirinin karşılaştırılan parametrelerin yüzde 75'in üzerinde benzer olmasını ve uzman kararının iki örneğin aynı kişiye ait olduğu yönünde belirtilmesini ifade ettiğine dair ibare bulunmaktadır.
Yargılamanın 23/10/2019 tarihli son celsesinde başvurucu; uzmanlık raporları ile Nüfus Müdürlüğünün yazısında belirtilen hususlar doğrultusunda suça konu belge üzerinde tahrifat yapılmadığını, belgenin Nüfus Müdürlüğü tarafından verildiğini, Jandarma Kriminal tarafından inceleme sadece fotoğraf üzerinden yapıldığı gibi 10/7/2019 tarihli uzmanlık raporunda da fotoğraftaki kişinin kendisi olduğunun kesin olarak saptanamadığını savunmuştur.
Yargılama sonucunda Mahkeme başvurucunun resmî belgede sahtecilik suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkûmiyet gerekçesinde başvurucu ile mağdurun aşamalardaki ifadeleri ile uzmanlık raporlarına değinen Mahkeme;
i. Başvurucunun kollukta müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla ve şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde suça konu nüfus cüzdanını kendisinin çıkartlığını ve belge üzerindeki fotoğrafın da kendisine ait olduğunu söylemesi, benzer şekilde mağdurun da kendi nüfus cüzdanını başvurucuya vermediğini beyan etmesi ve Jandarma Kriminalin uzmanlık raporunu birlikte gözönünde bulundurduğunda başvurucunun kovuşturma evresindeki inkâra yönelik savunmalarına itibar etmediğini,
ii. Somut olayda başvurucunun mağdurun ikiz kardeşi olduğunu vurguladığını, başvurucunun mağdurla olan benzerliğinden faydalanıp Nüfus Müdürlüğüne onun adına nüfus cüzdanı düzenlenmesi için başvurduğunu, M.C. yerine kendisine ait fotoğrafı ibraz ettiğini, böylece fotoğraf orijinal olsa dahi M.C.nin bilgileriyle düzenlenen ve bu nedenle sahte olan nüfus cüzdanını temin edip kullanmak suretiyle atılı suçu işlediğini değerlendirmiştir.
Başvurucu, mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; dilekçesinde suça konu belgenin orijinal olduğunu, belgedeki fotoğrafın M.C.ye ait olup belgeyi orijinal hâliyle taşıdığını, soruşturma evresinde Nüfus Müdürlüğünden hata sonucu mağdur yerine kendisine ait nüfus cüzdanı için başvuruda bulunulup bulunulmadığının sorulduğunu, gelen olumsuz cevap üzerine iddianame düzenlendiğini, belgenin kullanılmadığını, maddi vakıa olarak kabul edilen eylemin mahkûmiyet kararı verilen suç yerine ancak resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturabileceğini, aynı eylemden dolayı farklı mahkemede yapılan yargılama sonucu verilen beraat kararı kesinleştiği hâlde yeniden yargılanarak bu kez mahkûmiyet kararı verildiğini ileri sürmüştür.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi (Daire) 21/5/2021 tarihinde, suça konu nüfus cüzdanı üzerinde Daire Heyetince gözlem yapıldığını belirtmiş; buna göre nüfus cüzdanının üzerinde iki kat lamine olduğu, üstteki laminenin kısmen yurtılmış olduğu, T. seri numarasını taşıdığı, arkasında iki ıslak imza ile bir ıslak mührün bulunduğu, görünüm itibarıyla nüfus idaresi tarafından düzenlenen nüfus cüzdanlarıyla aynı olduğu, fotoğrafın kendi alanından daha dar kesilmiş olduğu, belgenin arka yüzünde görülebilen soğuk mühür izinin ön yüzünde de kısmen görülebildiği, bu hâliyle üçüncü kişiler nezdinde aldatıcılık özelliği olduğu açıklamalarına yer vererek başvurucunun istinaf kanun yoluna başvuru talebini kesin olmak üzere esastan reddetmiştir.
Başvurucu, nihai kararı 31/5/2021 tarihinde öğrendikten sonra 29/6/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
A. Aynı Fiilden Dolayı Birden Fazla Yargılanmama veya Cezalandırılmama İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
Başvurucu; hakkında iftira suçundan verilen beraat hükmü kesinleşmesine ve bu hükümde suça konu belgenin sahte olmadığına, dolayısıyla resmî belgede sahtecilik suçuna dair değerlendirmelerde de bulunulmasına karşın iftira suçuna konu iddianamede yer verilen olay ve olgular bire bir tekrar edilerek bu kez resmî belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması için iddianame düzenlendiğini, Mahkemece kabul edilen bu iddianame üzerine açılan yeni kamu davası sonucunda da atılı suçtan mahkûmiyet kararı verildiğini belirterek aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, konuya ilişkin yargısal içtihatlara değinildikten sonra ihlal iddiaları ele alınırken söz konusu içtihatlâr ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
Başvurucunun şikâyetleri adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi kapsamında incelenmiştir.
Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil yargılanma hakkı kapsamındaki aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
Anayasa'da aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama (ne bis in idem) ilkesi açıkça düzenlenmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi önceleri hukuk devleti ilkesinin temel ilkeleri arasında yer aldığını kabul ettiği bu ilkeyi Ünal Gökpınar ([GK], B. No: 2018/9115, 27/3/2019) kararında hukuk devleti ve
hukuki güvenlik ilkesi konusundaki kendi içtihadından hareketle ve bazı uluslararası hukuk metinlerine referansla Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak görmüştür (Ünal Gökpınar, § 50). Kişilerin haklarında yürütülen ve kesinleşen bir ceza yargılaması sürecinin ardından tekrar yargılanmamalarını veya cezalandırılmamalarını güvence altına alan aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki cezai süreçler yönünden hukuki güvenliğin sağlanması amaçlanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek (7) No.lu Protokol'de ayrı bir hak olarak düzenlenmesine rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında bu ilkenin adil yargılanma hakkı ile bağlantılı özel bir güvence olduğu vurgulanmıştır. Bazı uluslararası sözleşmelerde de aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi açık bir biçimde adil yargılanma hakkının bir güvencesi olarak kabul edilmiştir (Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2019/40991, 23/3/2023, § 146; Ünal Gökpınar, § 49).
Anayasa Mahkemesinin 4/11/2021 tarihli ve E.2019/4, K.2021/78 sayılı kararında konuya ilişkin uluslararası belgeler de dikkate alınarak aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi, hiç kimsenin ceza yargılamasında kesin/kesinleşmiş bir hükümetle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamayacağı veya cezalandırılamayacağı biçiminde tarif edilmiştir. Söz konusu kararda bu ilkeye aykırılık sonucuna varılabilmesi için gerçekleşmesi gereken bazı koşullar ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması, bu sürecin kesin/kesinleşmiş mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması, ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin yeniden işletilmesi, farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması ve ilkenin istisnalarından birinin olmaması şeklinde sıralanmıştır (AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 27; Ford Otomotiv Sanayi A.Ş., § 147).
Somut olayda başvurucu hakkında düzenlenen her iki iddianamede de aynı olay ve olgulara yer verildiği (bkz. §§ 6, 11), ayrıca Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesinin kararında suça konu belgenin sahte olmadığına dair değerlendirmelerde de bulunulduğu anlaşılmıştır (bkz. §§ 7, 8). İddianamelerde yer verilen olay ve olgular ise çalıntı ihbarına konu olması nedeniyle durdurulan otomobilde yakalanan başvurucunun kolluk görevlilerine kardeşi M.C. adına düzenlenmiş nüfus cüzdanını ibraz ederek bu belgeyi kullanması ve iddianameye aktarılan kolluk ifadesinde kabul ettiği üzere idari makamlardan bu belgeyi kendi fotoğrafı ile M.C. ye ait kimlik bilgileri üzerinden düzenletip taşıdığı iddialarıdır. Bu noktada her iki davaya konu suçların unsurlarına ilişkin mevzuat da dikkate alındığında söz konusu iddiaların esasında farklı suçları oluşturabilecek birden fazla fiil içerdiği sonucuna ulaşmak mümkün görünmektedir.
Öte yandan Başsavcılık'ın iftira suçu yönünden 11/5/2017 tarihli ilk iddianameyi düzenlemeden önce başvurucu hakkında resmî belgede sahtecilik suçu yönünden soruşturmayı ayırdığı (bkz. § 5), dolayısıyla ilk iddianamede bu suçtan kamu davası açılmasını amaçlamadığı da açıktır. Nitekim Başsavcılık anılan iddianamede birden fazla fiil içerisinde başvurucunun çalıntı otomobil nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, kardeşi M.C. adına düzenlenen nüfus cüzdanını kullandığı iddiasına konu fiili esas almış; iddianameye konu suçları da başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması ve iftira olarak belirtmiştir (bkz. § 6). Bu durumda ayırma kararı ve iddianamedeki nitelendirme de dikkate alındığında olgu olarak değinilse de başvurucunun kendi fotoğrafını ibraz ederek kardeşine ait kimlik bilgileri üzerinden nüfus cüzdanı edindiği iddiasına konu fiili ve bu fiil nedeniyle resmî belgede sahtecilik suçunu Başsavcılık'ın bu iddianamede kamu davasına konu etmediği anlaşılmıştır.
Buna ek olarak beraat hükmünde suça konu belgenin sahte olmadığı kabul edilmiş olmakla birlikte bu yödeki kabulün asıl olarak kamu davasına konu edilen iftira suçu ile kamu davasına konu edilen fiilin niteliğinin değişmesi ihtimali gözönünde bulundurularak başvurucunun ek savunmasının alındığı resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde dikkate alındığı görülmektedir. Kaldı ki bu kabule karşın yargılama sonunda başvurucu hakkında resmî belgede sahtecilik suçu yönünden bir karar verilmediği ve kesinleşme şerhlerinin de iftira ve başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçları yönünden düzenlendiği de gözden kaçırılmamalıdır (bkz. § 8).
Olumsuz yetki uyuşmazlığının çözümlenmesi üzerine Başsavcılık başvurucu hakkında ilk iddianamede yer verilen olay ve olguları tekrar ederek bu kez de başvurucunun resmî belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması talebiyle 1/2/2018 tarihinde iddianame düzenlemiştir (bkz. §§ 10, 11). Mahkeme bu suç yönünden yürüttüğü kamu davasında ise suça konu belgenin sahte olup olmadığına dair araştırmalar yaptıktan sonra anılan nüfus cüzdanının orijinal olmakla birlikte başvurucuya ait fotoğraf ile talepte bulunulması üzerine içeriği itibarıyla sahte olduğu sonucuna ulaşarak başvurucunun atılı suçtan mahkûmiyetine karar vermiştir (bkz. § 17). Sonuç olarak Başsavcılıkın ayırma kararı, benzer olay ve olgular içermekle birlikte her iki iddianamede kamu davalarına konu edilen eylemlerin hukuki olarak birbirinden farklı nitelendirilmeleri, iftira suçuna konu yargılama sonucunda başvurucu hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan karar verilmeyip kesinleşme şerhlerinin de farklı suçlar yönünden düzenlenmiş olması birlikte değerlendirildiğinde her iki dava sürecine kaynaklık eden eylemlerin aynı olmadığı anlaşılmıştır. Böylelikle ceza yargılaması sonucunda verilen beraat kararından sonra yeni bir yargılama süreci başlatılmış ise de ikinci davaya konu eylemin ilk davaya konu eylem ile aynı olmaması nedeniyle -somut olayın kendine özgü koşullarındaaynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edilmediği anlaşılmıştır.
Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetlerine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.