KANUNLAR
Kanun No. 7593 Kabul Tarihi: 8/8/2026 MADDE 1- 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna 13 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “
MADDE 13/A- Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” MADDE 2- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “oniki yıldan onbeş yıla;” ibaresi “onüç yıldan onsekiz yıla;”, “dokuz yıldan onbir yıla” ibaresi “on yıldan oniki yıla”, “yedi yıldan” ibaresi “dokuz yıldan” şeklinde ve üçüncü fıkrasında yer alan “onsekiz yıldan yirmidört yıla;” ibaresi “ondokuz yıldan yirmiyedi yıla;”, “oniki yıldan onbeş yıla” ibaresi “onbeş yıldan onsekiz yıla”, “oniki yıldan fazla” ibaresi “onbeş yıldan fazla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Somut olayda; a) Kasta dayalı kusurun ağırlığı, b) Güdülen amaç ve saik, c) Suçun işleniş şekli, d) Daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş olma, hususlarından biri ya da birkaçı göz önünde bulundurularak kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87, fıkra 2 ve 4) suçlarını işleyen onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında üçüncü fıkra hükümleri uygulanmayabilir. Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış ceza sorumluluğu bulunan kişiler hakkında ise ikinci fıkra hükümleri yerine üçüncü fıkra hükümleri uygulanabilir.” T.C. Resmî Gazete
18 Ağustos 2026
MADDE 3- 5237 sayılı Kanunun 233 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıla” ibaresi “üç aydan iki yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “altı aydan iki yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “bir yıldan üç yıla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Birinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87, fıkra 2 ve 4) suçunu işlemesi halinde şikayet aranmaksızın, faile bu madde uyarınca verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.” MADDE 4- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir. “e) Onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılmaksızın düzenlenen,” MADDE 5- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Çocuk tutukluların” ibaresi “Çocuk hükümlülerin veya tutukluların” şeklinde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan “çocuklar,” ibaresinden sonra gelmek üzere “suç türleri,” ibaresi eklenmiştir. MADDE 6- 5275 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(3) Çocuk hükümlülerin çocuk kapalı ceza infaz kurumundan çocuk eğitimevine ayrılmalarına 89 uncu madde uyarınca psikolog, pedagog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, psikolojik danışman, rehberlik uzmanı, öğretmen ve Türkiye Barolar Birliğinin çocuk hakları komisyonundan görevlendireceği avukat gibi en az bir uzman görevlinin de katılımıyla idare ve gözlem kurulu tarafından en geç üç ayda bir yapılan değerlendirme sonucunda karar verilir. Çocuk eğitimevine ayırmaya ilişkin olarak tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen çocuk hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri altı ayı geçemez.” “(4) Aşağıdaki hâllerde çocuk hükümlüler hakkında verilen cezalar doğrudan çocuk eğitimevlerinde yerine getirilir: a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanlar. b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanlar. (5) Doğrudan çocuk eğitimevine alınanlar dahil olmak üzere bu kurumlarda bulunan çocuk hükümlülerden; a) Firar edenler veya başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı verilenler, b) Kapalı ceza infaz kurumuna iade veya odaya kapatma disiplin cezası alıp, bu cezası kesinleşmiş olanlar veya asayiş ve düzenin sağlanması amacıyla disiplin cezası kesinleşmemiş olsa bile eylemi kurum düzeni ya da kişi güvenliği bakımından tehlike oluşturanlar, idare ve gözlem kurulu kararıyla çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilirler. (6) Çocuk hükümlülerin, suç ve ceza türlerine göre, çocuk eğitimevlerine ayrılıp ayrılmamalarına, çocuk eğitimevlerinde geçirecekleri sürelere, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınmalarına, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınanların çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir.” MADDE 7- 5275 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(5) Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102 ve 103), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (madde 220) hariç olmak üzere, koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır.” MADDE 8- 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununa 43/B maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Amaç dışı bıçak taşıma MADDE 43/C- (1) Her ne ad altında olursa olsun, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamı dışında kalan her tür bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin; a) 11/9/1981 tarihli ve 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanuna göre ruhsatlandırılan yerler ile ilgili yönetmeliğe göre ruhsatlandırılan işyerleri dışında satışı ve sergilenmesi, b) Onsekiz yaşından küçük çocuklara satılması ve çocuklar tarafından satın alınması veya taşınması, yasaktır. (2) Birinci fıkrada sayılan yasaklara uymayan kişiye beşbin Türk Lirası, kabahate konu bıçak veya aletlerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde ise onbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca bu kabahatin işlendiğini öğrenen işletici veya sorumlunun yetkili makamlara bildirim yapmaması halinde beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. (3) Birinci fıkrada sayılan kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. (4) Birinci fıkrada sayılan kabahat dolayısıyla idarî para cezasına ve elkoymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülkî amir tarafından karar verilir. (5) Birinci fıkradaki kabahati işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında çocuğun üstün yararı gözetilerek, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu hükümleri uyarınca koruyucu, destekleyici ve yönlendirme tedbirlerine karar verilmesi amacıyla mülkî amir tarafından çocuk hâkiminden tedbir talebinde bulunulur. (6) Bu madde hükümleri internet satışları ve mesafeli satışlar için de uygulanır. (7) Bir sanat veya mesleğin icrası ve eğitim için gerekli bıçak, şiş ve benzerlerinin icra yerinde ve icra eden kişilerce kullanılması, bulundurulması ve taşınması bu madde hükümlerine tabi değildir.” MADDE 9- 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa 5 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Yönlendirme tedbirleri MADDE 5/A- (1) 5 inci maddede düzenlenen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yanında bu maddede düzenlenen yönlendirme tedbirleri, ceza sorumluluğu olmayan adli süreçteki çocuklar bakımından, çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlaşılır. (2) Yönlendirme tedbirleri olarak; a) Sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri: Spor kulüpleri, gençlik merkezleri, spor tesisleri ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında; Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere çocukların 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almalarına,
b) Dijital risklerden korunma tedbiri: Kullandığı telefon cihazı, telefon hattı veya her türlü bilgisayar, tablet ve benzeri dijital cihazın bildirilerek cihazın tedbir kararından sonraki hareketlerini Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından 3 aydan az 2 yıldan fazla olmamak üzere çeşitli takip yazılımlarıyla ilgili kurum denetimine açmaya, riskli olarak tanımlı bazı dijital mecralar, uygulamalar ve dijital platformlara erişimin engellenmesine, c) Kitap ve kütüphane tedbiri: Kütüphane ve okuma salonu gibi yerlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almaya veya bu kuruluşların yetkililerince belirlenen eserleri okumaya, d) Çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri: Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar park, bahçe, sahil gibi belirlenecek bir bölgede çevre temizliği yapmaya, belirlenecek bitkilerin bakımı, ağaçlandırma ve çiçeklendirme faaliyetlerine katılmaya, e) Tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıcı madde ile davranışsal bağımlılık tedbiri: Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Yeşilay tarafından yerine getirilmek üzere çocukların sağlıkları için tehlike oluşturan bağımlılıklarının tedavi ve rehabilitasyonu için belirlenecek programları tamamlamaya, hükmedilir. (3) Bu tedbirlerin yerine getirilmesinde 45 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır. (4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” MADDE 10- 5395 sayılı Kanunun 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(4) Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığı, davranışsal bağımlılık ya da ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık nedeniyle kendisi veya başkaları açısından ciddi tehlike oluşturduğu değerlendirilen ve herhangi bir suretle Sağlık Bakanlığına veya üniversitelere bağlı yataklı sağlık kurumlarına gelen veya getirilen çocuk hakkında, tedaviye ihtiyaç bulunduğunun ilgili uzman hekim tarafından tespit edilmesi hâlinde, acil korunma kararı alınması amacıyla yirmi dört saat içinde rapor düzenlenir. Sağlık kurumu, uzman hekim raporunun düzenlendiği tarihten itibaren en geç yirmi dört saat içinde çocuk hâkimine başvurur. Başvurudan itibaren en geç kırk sekiz saat içinde ilgili dal uzman hekiminin yer aldığı üç uzman hekimden oluşan resmî sağlık kurulu tarafından düzenlenen rapor mahkemeye sunulur. (5) Hâkim, başvuru ve sağlık kurulu raporunu değerlendirerek talep hakkında en geç kırk sekiz saat içinde karar verir. Çocuğun sağlık kuruluşuna gelmesi veya getirilmesinden hâkim kararının sağlık kuruluşuna tebliğine kadar geçen sürede, çocuğa gerekli görülen tıbbî müdahale ve tedavi uygulanır. Bu süreçte ihtiyaç duyulması hâlinde kolluktan yardım istenebilir. Kolluk, bu kapsamda yapılan talepleri, kanunla kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde yerine getirir. (6) Hâkim, çocuğun üstün yararını gözeterek çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerekli görmesi hâlinde kişisel ilişkinin kurulmasına veya sınırlandırılmasına karar verebilir. Hâkim, sağlık kurulu raporunu dikkate alarak acil korunma kararının kaldırılmasına, devamına veya çocuğun durumuna uygun başka bir koruyucu ve destekleyici tedbire karar verir.”
MADDE 11- 5395 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Çocuk hakkında kamu davası açılması hâlinde durum, gerekli idari tedbirlerin alınması amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerine bildirilir.” MADDE 12- 5395 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(2) Adli süreçteki çocuklar hakkında yapılan yargılama sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde 5/A maddesinde düzenlenen yönlendirme tedbirlerinden uygun görülen biri veya birkaçı da denetimli serbestlik tedbiri olarak uygulanır. Bu fıkra uyarınca hükmedilecek yükümlülükler 5/A maddesinde belirtilen kurumlar tarafından yerine getirilir. (3) Suçun işlenmesi nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın az olması hâlinde adli süreçteki çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için zararın giderilmesi şartı aranmayabilir.” MADDE 13- 5395 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(3) Onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunludur. Cumhuriyet savcısı, mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından onbeş yaşını doldurmuş çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması hâlinde, gerekçesi iddianamede veya kararda gösterilir.” MADDE 14- 5395 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(3) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin ilgili kurum veya kuruluş tarafından yerine getirilmesi sırasında gerekmesi hâlinde kolluktan yardım istenebilir.” “(4) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından; il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takibi vali ve kaymakam tarafından sağlanır. Bu amaçla il ve ilçelerde sekretarya hizmetleri aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri tarafından yürütülür. Hâkim veya mahkeme tarafından verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararları, yerine getirilmek üzere ilgili kurum veya kuruluşa gönderilir. (5) Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket eden ana, baba, vasi veya bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, fiil suç teşkil etse dahi ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre çocuk hâkimi kararıyla üç günden on güne kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır. Bu kararlara karşı 14 üncü madde uyarınca itiraz yoluna gidilebilir. Tazyik hapsine ilişkin kararlar, kesinleşmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yerine getirilir. Bu kararlar çocuk hâkimi tarafından ilgili kuruma bildirilir.” MADDE 15- (1) 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (17) numaralı alt bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir.
(2) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir. (3) 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun; a) 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, b) 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, c) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ç) 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”, d) 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, e) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”, f) 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, g) 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ğ) 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, h) 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ı) 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, i) 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, j) 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, k) 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “Suça sürüklenmesi” ibaresi “Hakkında adli süreç yürütülmesi”, şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 16- Bu Kanunun; a) 8 inci maddesi ile 5326 sayılı Kanuna eklenen 43/C maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü 1/12/2026 tarihinde, b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer. MADDE 17- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür. 17/8/2026
Kanun No. 7594 Kabul Tarihi: 9/8/2026 MADDE 1- 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “erbaş ve erler ile yedek subay ve yedek astsubay okulu öğrencilerinin ana veya babasına” ibaresi “ana ve babalara” şeklinde ve dördüncü cümlesinde yer alan “Erbaş ve erler ile yedek subay ve yedek astsubay okulu öğrencilerinin ana ve babalarına” ibaresi “Ana ve babalara” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 2- 5434 sayılı Kanunun ek 77 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “iki katı” ibaresi “iki buçuk katı” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 3- 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin son cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Birinci fıkranın (h), (i) ve (j) bentleri kapsamındakilere bağlanacak aylıklar, bitirmiş oldukları okullar neticesinde hak kazandıkları unvanlar üzerinden yürütmüş oldukları kamu görevleri sebebiyle daha yüksek aylık bağlanmasına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; en az dört yıllık yüksek öğrenim mezunu olanlar sekizinci derecenin birinci kademesinde, diğerleri ise eğitim durumlarına bakılmaksızın onuncu derecenin birinci kademesinde bulunanların emekli keseneğine esas aylıkları üzerinden hesaplanacak vazife malullüğü aylığı tutarından düşük olamaz ve bunlar için 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 77 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre yapılacak yükseltmelerde aynı derece başlangıç olarak esas alınarak artırılır ve derece yükselmelerinde yüksek öğrenim mezunu gibi işlem yapılır ve dördüncü dereceye yükselenler için 2.100, üçüncü dereceye yükselenler için 2.200, ikinci dereceye yükselenler için 3.000, birinci dereceye yükselenler için ise 3.600 ek gösterge rakamı esas alınır. Bu fıkra kapsamındakilere bağlanacak aylığın toplam tutarı, 35.398 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan; hak sahiplerinin aylık tutarı ise bulunacak tutarın hisseleri oranı esas alınarak tespit edilecek tutarından az olamaz. Bu fıkra uyarınca ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı Sosyal Güvenlik Kurumunca Hazineden tahsil edilir.” MADDE 4- 3713 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan tablo aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “ Dereceler Göstergeler
1 27.288 2 25.385 3 23.485 4 21.578 5 19.673 6 17.820 ”
“Bu madde kapsamında aylık bağlananlardan 6/2/2018 tarihli ve 7082 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanunun 14 üncü maddesi kapsamında bulunmayanlar; aylık bağlanmasına ilişkin hükümler hariç olmak üzere 24/2/1968 tarihli ve 1005 sayılı İstiklâl Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatanî Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun kapsamındakiler için ilgili mevzuatında sağlanan diğer haklardan yararlanır.” MADDE 5- 3713 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “
**GEÇİCİ MADDE 20-**Bu Kanun kapsamında yürütülen terörle mücadele görevlerinin ifası sırasında; a) Terör eylemleri sonucu ateşli silah mermi çekirdeği, şarapnel veya benzeri mühimmatın vücutta penetran yaralanmaya neden olduğu ya da ateşli silah, el yapımı patlayıcı (EYP), mayın, havan, roket, el bombası, şarapnel veya benzeri patlayıcı mühimmatın etkisiyle veya bunların oluşturduğu blast ve termal etki sonucu meydana gelen yaralanmaların, b) Terör örgütü mensuplarının kesici, delici, ezici veya benzeri yakın muharebe niteliğindeki saldırıları sonucu meydana gelen yaralanmaların, Adli Tıp Kurumunca kullanılan tıbbî değerlendirme ölçütleri esas alınarak, olay tarihindeki yaralanmalarının hafif nitelikte olmayan yaralanma niteliği taşıdığı ve olay ile yaralanma arasında illiyet bağı bulunduğu en az bir adli tıp uzmanının yer aldığı sağlık kurulu raporuyla tespit edilenlerden; malul sayılmayan veya 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Mâlûllüklerinin Nevileriyle Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayan Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının erbaş ve erler dâhil askerî personeli, Millî İstihbarat Teşkilatı mensupları, Emniyet Teşkilatının Emniyet Hizmetleri Sınıfına mensup personeli ile güvenlik korucularının kendilerine olay tarihindeki mensubu oldukları kuruma bu madde kapsamında yaptıkları başvuru tarihini takip eden ay başından itibaren Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 17.135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanır. Bu madde kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen aylıklar, faturası karşılığında iki ay içerisinde Hazineden tahsil edilir. Birinci fıkra kapsamında yer alanların başvurusu üzerine olay tarihinde mensubu olunan kurum tarafından, yaralanmanın bu madde kapsamında olabileceğinin değerlendirilmesi halinde ilgili bilgi ve belgeler ile birlikte kişi Sağlık Bakanlığınca belirlenen hastanelere sevk edilir. İlgili hastanelerce, olay tarihindeki yaralanmanın bu madde kapsamında olup olmadığına ilişkin, mevcut tıbbi kayıtlar ve diğer sağlık belgeleri esas alınarak sağlık kurulu raporu düzenlenir ve ilgili kuruma gönderilir. Bu amaçla düzenlenecek olan sağlık raporlarından ücret alınmaz. Bu madde kapsamında olduğu tespit edilenlere ilişkin sağlık kurulu raporu ile diğer bilgi ve belgeler aylık bağlanması amacıyla ilgili kurum tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilir. Bu madde uyarınca aylık bağlananlardan söz konusu yaralanmalarına bağlı olarak sonradan malul olduklarına karar verilenler ile ek 3 üncü maddenin birinci fıkrası kapsamında derece tespiti yapılanlar hakkında, karar tarihini takip eden ay başından itibaren ilgisine göre
21 inci maddenin birinci fıkrası ile ek 3 üncü madde hükümleri uygulanır ve bu madde hükümlerine göre bağlanmış olan aylıkları vazife malullüğü aylığının ya da ek 3 üncü madde kapsamındaki aylığın başladığı tarihten itibaren kesilir. Bu madde kapsamında aylık bağlananlar, aylık bağlanmasına ilişkin hükümler hariç olmak üzere 1005 sayılı Kanun kapsamındakiler için ilgili mevzuatında sağlanan diğer haklardan yararlanır. Bu madde hükümleri, yalnızca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar hakkında bir defaya mahsus uygulanır. Bu tarihten sonra meydana gelen olaylar bakımından bu madde kapsamında yeni başvuru yapılamaz. Bu madde kapsamındaki başvurular, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgililer tarafından olay tarihinde mensubu oldukları kurumlara yapılır.” MADDE 6- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “askerlik çağı dışına çıktıkları” ibaresi “55 yaşını doldurdukları” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 7- 6/2/2018 tarihli ve 7082 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “maddenin” ibaresi “fıkranın” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(2) Birinci fıkra kapsamına girenlerden yaralanma sonucu malul sayılmayan veya 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Mâlûllüklerinin Nevileriyle Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayanların kendilerine, Sosyal Güvenlik Kurumunca bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ay başından itibaren 17.135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanır. Bu aylıklar hakkında 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı T.C. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur’dan Aylık veya Gelir Almakta Olanlara Ek Ödeme Yapılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur’dan Aylık veya Gelir Almakta Olanlara Ödenen Gelir ve Aylıklarda 2006 Yılında Yapılacak Artışlar ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Bu fıkra kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen aylıklar, faturası karşılığında iki ay içerisinde Hazineden tahsil edilir.” MADDE 8- Bu Kanunun; a) 1 inci, 2 nci, 3 üncü, 4 üncü ve 7 nci maddeleri yayımını takip eden ödeme döneminden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, b) 5 inci maddesi 1/9/2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, c) Diğer maddeleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer. MADDE 9- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür. 17/8/2026
Kanun No. 7595 Kabul Tarihi: 10/8/2026 Amaç ve kapsam MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir. (2) Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsar. Tanımlar MADDE 2- (1) Bu Kanunda geçen; a) Örgüt: PKK/KCK terör örgütünü ve bununla bağlantılı her türlü oluşumlarını, b) Kurul: Bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca oluşturulacak Kurulu, ifade eder. Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi MADDE 3- (1) Örgütün fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren ve üst sınırı on beş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilir. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir. (2) Birinci fıkra uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Birinci fıkra uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin mahkeme tarafından verilen kararlara karşı da iki hafta içinde itiraz edilebilir. (3) Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlıdır.
Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar MADDE 4- (1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması hâlinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir. (2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir. Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi MADDE 5- (1) 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir. (2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi hâlinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet hâlinde verilen cezanın infazı, 6 ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi MADDE 6- (1) Örgütün fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan; a) Toplam on beş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle, b) Toplam on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle, infaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez. (2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir. (3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5 inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir. (4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi hâlinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır. Takip, koordinasyon ve uygulama MADDE 7- (1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç hâlinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.
(2) Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir. (3) 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi hâlinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur. (4) Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi hâlinde; a) Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden, b) Mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hâkimliğinden, Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekir. (5) Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir. (6) Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir. Silah ve malzeme teslimi MADDE 8- (1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır. (2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir. Süre MADDE 9- (1) Bu Kanun hükümleri, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır. Görev ve sorumluluk MADDE 10- (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir. (2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz. Yürürlük MADDE 11- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 12- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür. 17/8/2026
Karar Sayısı: 11628
Ekli “Şehir İçi Raylı Ulaşım Sistemleri, Metrolar ve Bunlarla İlgili Tesislerin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına Üstlenilmesi, Devralınması ve Tamamlanmasını Müteakip Devri ile İlgili Şartların Belirlenmesine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar”ın yürürlüğe konulmasına, 655 sayılı Ulaştırma ve Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 15 inci maddesi gereğince karar verilmiştir.
17 Ağustos 2026
Recep Tayyip ERDOĞAN
CUMHURBAŞKANI
MADDE 1- 25/10/2010 tarihli ve 2010/1115 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Şehir İçi Raylı Ulaşım Sistemleri, Metrolar ve Bunlarla İlgili Tesislerin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına Üstlenilmesi, Devralınması ve Tamamlanmasını Müteakip Devri ile İlgili Şartların Belirlenmesine İlişkin Kararın ek 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendine aşağıdaki alt bent eklenmiştir.
"(8) Ümraniye, Kavacık, Beykoz Arası Raylı Sistem Hattı."
MADDE 2- Bu Karar yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 3- Bu Karar hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/240 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/241 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/242 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/243 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/244 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/245 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/246 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/247 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/248 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/249 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/250 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/251 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/252 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/253 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/254 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/255 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/256 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/257 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/258 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/259 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/260 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/261 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/262 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/263 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/264 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/265 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/266 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI —— • —— Cumhurbaşkanlığından: Karar: 2026/267 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
YÖNETMELİKLER Dokuz Eylül Üniversitesinden:
MADDE 1- 12/5/2024 tarihli ve 32544 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “a) Türkiye’de 0-18 yaş grubunda yer alan çocukların ve öğrencilerin sağlık ve gelişim alanlarını, bilim, sanat, tasarım, dil, spor ve kültür alanlarındaki eğitimlerini destekleyici faaliyetleri planlamak ve yürütmek.” MADDE 2- Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (ç) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “a) Merkezin amaçlarına ve faaliyet alanlarına yönelik ve çocuk üniversitelerinin faaliyet alanlarını da kapsayacak şekilde ulusal ve uluslararası projelerde görev almak, inceleme, araştırma ve danışmanlık yapmak, ulusal ve uluslararası bilimsel platformlarda bunları paylaşmak ve yayımlamak. b) Çocuk üniversitelerinin ilgi ve çalışma alanları ile Merkezin faaliyet alanlarına giren konularda normal gelişim gösteren ve özel gereksinimi olan çocuklar ve öğrencilere, ailelere, eğitmen adaylarına ve eğitmenlere yönelik eğitim, seminer, kurs, kamp programı, atölye çalışması, gezi, yarışma, yaz/kış okulu, laboratuvar çalışması ve benzeri etkinlikleri düzenlemek ve bunların düzenlenmesinde danışmanlık hizmeti vermek.” “ç) Merkezin faaliyet alanları kapsamında 0-18 yaş aralığındaki çocukların ve öğrencilerin eğitimine yönelik Üniversitenin diğer birimlerince gerçekleştirilecek olan tüm faaliyetlere yönelik ön incelemeler yapmak, görüş ve öneriler sunmak ve bunların uygulanmasını desteklemek.” MADDE 3- Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 4- Bu Yönetmelik hükümlerini Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü yürütür.
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesinden:
MADDE 1- 9/10/2009 tarihli ve 27371 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Klinik uygulama/staj ve alan” ibaresi “Klinik uygulama ve alan” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 2- Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “laboratuar” ibaresi “laboratuvar” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 3- Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “laboratuarlara” ibaresi “laboratuvarlara” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 4- Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “staj” ibareleri “klinik uygulama” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 5- Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(2) Bir dersin yarıyıl/yıl sonu sınavına girebilmek için; yarıyıl/yılbaşında kayıt olmak, derse devam etmek, yarıyıl/yıl içinde açılacak en az bir ara sınava katılmak ve dersin pratik-teorik uygulaması ve diğer gereklerini yerine getirmek zorunludur. Pratik ve klinik uygulamaları olan derslerde ilan edilen sayı ve türde uygulamayı eksiksiz ve başarılı olarak tamamlamak zorunludur.” MADDE 6- Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Staj” ibaresi “Klinik uygulama” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 7- Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Bütünleme sınav sonuçlarına göre ortak zorunlu dersler ve serbest seçmeli dersler hariç olmak üzere en çok bir dersten başarısız olarak sınıfta kalan öğrenciye bir sınav hakkı verilir.” MADDE 8- Aynı Yönetmeliğin 37 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “a) Kayıtlı olduğu eğitim-öğretim programının öngördüğü bütün dersleri ve klinik uygulamaları bu Yönetmelik hükümlerine göre başarı ile tamamlamak,” MADDE 9- Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “
MADDE 42-(1) Disiplin iş ve işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.” MADDE 10- Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 11- Bu Yönetmelik hükümlerini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü yürütür.
GENELGE Cumhurbaşkanlığından: Konu: Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030) GENELGE 2026/9 17 Ağustos 2026 Recep Tayyip ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinden:
YARGITAY İLÂMI
| Esas No | : 2026/1641 |
| Karar No | : 2026/1759 |
| MAHKEMESİ | : Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi |
| TARİHİ | : 01.07.2025 |
| SAYISI | : 2024/521 E., 2025/364 K. |
| DAVACI | : Yıldız Özüdoğru vekili Avukat Medine Tekin |
| DAVALILAR | : 1-Sinan Karataş, 2- Betül Karataş vekili Avukat Dicle Koçak |
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin davalılardan Betül adına kayıtlı olan taşınmazı 18.12.2023 tarihinde satın aldığını, davalı Sinan ile dava dışı Özge arasında taşınmaz için düzenlenen 15.05.2023 tarihli kira sözleşmesinin kanun gereği yeni malik olan davacı ile devam ettiğini, davalıların kötü niyetli davranarak dava dışı kiracıdan 15.12.2023 tarihli 13.500,00 TL tutarında kira bedelini tahsil ettiklerini, müvekkilinin talep etmesine rağmen kira bedelini iade etmediklerini, 18.12.2023-15.01.2024 tarihi aralığına ait 28 günlük kira alacağı olan 12.194,00 TL'nin tahsili için takip başlatıldığını, davalıların haksız olarak takibe itiraz ettiklerini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hukmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar, davanın reddini istemişlerdir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kiralanan taşınmazın 18.12.2023 tarihinde gerçekleşen tescil işlemi ile davacıya geçtiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 310. maddesi gereğince devir tarihi olan 18.12.2023 tarihi itibarıyla davacının kira sözleşmesinin tarafı olduğu, taşınmaza ilişkin her türlü hak, alacak ve borcun devir tarihi itibarıyla davacıya geçtiği, bu suretle 15.12.2023 tarihli kira alacağının devreden malike ait olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığına; davalıların maliki ve kiraya vereni olduğu taşınmazın 18.12.2023 tarihli resmî senetle davacıya satıldığı, taşınmaz
için 15.05.2023 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin düzenlenmiş olduğu, sözleşmenin 3. maddesine göre kira bedelinin 15.05.2023 tarihinden itibaren her ayın 15. günü ödeneceğinin kararlaştırıldığı, buna göre kira bedelinin peşin olarak ödendiğinin kabul edilmesinin gerektiği, 15.12.2023 tarihinde kira bedeli ödemesinin eski kiraya verenin banka hesabına yapıldığı, sözleşmenin kurulmasından sonra kiralananın herhangi bir sebeple el değiştirmesi durumunda yeni malikin kira sözleşmesinin tarafı olacağı, davalıların kendilerine peşin ödenen kira bedelinin kiralananın devir tarihi olan 18.12.2023 tarihinden sonraki kısmını davacıya ödemesi gerektiği, aksi durumun davalılar lehine sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet vereceği dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.
Uyuşmazlık, kiralananı satın alarak kira sözleşmesinin tarafı haline gelen yeni malik tarafından, satış tarihinden sonrasına isabet eden ve önceki ve kiraya veren olan davalı tarafından tahsil edilen kira bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davalılardan Sinan tarafından 15.05.2023 tarihli kira sözleşmesiyle kiraya verilen taşınmaz davacı tarafından 18.12.2023 tarihinde satın alınmış olup, davacı 6098 sayılı Kanunun 310. maddesi uyarınca kira sözleşmesinin tarafı haline gelmiştir. Kira sözleşmesinde, aylık kira bedellerinin her ayın 15'inde ödeneceği kararlaştırılmış, kiracı tarafından 14.12.2023 tarihinde kiraya veren davalı Sinan'a 13.500,00 TL kira ödemesi yapılmıştır. Kira sözleşmesinde kira bedelinin peşin ödeneceği kararlaştırılmış olup davalı kiraya verene yapılan ödeme 15.12.2023 - 14.01.2024 dönemi aylık kira bedelidir. Kiralananı 18.12.2023 tarihinde satın alan davacının, bu tarih itibariyle kira bedellerini tahsil etme yetkisi bulunmakta olup kira bedelini peşin olarak tahsil eden davalı kiraya veren, satış tarihinden sonraki döneme isabet eden kira bedelini davacıya iade etmekle yükümlüdür.
Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince; davacının, satış tarihinden sonraki kısma isabet eden kira bedelini davalı kiraya veren Sinan'dan talep etme hakkı bulunduğu göz önünde bulundurularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeleriyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığı'nın yöne ilişkin kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerekmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Adalet Bakanlığı'nın 6100 sayılı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın aynı Kanunun 363/2 hükmü uyarınca sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,
Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,
31.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinden:
YARGITAY İLÂMI
| Esas No | : 2026/2876 |
| Karar No | : 2026/2703 |
| MAHKEMESİ | : Giresun 1. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi |
| TARİHİ | : 11.09.2025 |
| SAYISI | : 2024/399 E., 2025/229 K. |
| DAVACI | : Emin Evim Tasarruf Finansmanı A.Ş. vekili Avukat Mehmet Serkan Demir |
| DAVALI | : Selami Mındız |
| DAVA TARİHİ | : 13.12.2024 |
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili; davacı ile davalı arasında 30.09.2023 tarihinde 33.000,00 TL organizasyon ücreti ödemeli, 300.000,00 TL finansman tutarlıbirleşme yapıldığını, davalınınbirleşme uyarınca davacı şirkete 33.000,00 TL organizasyon ücreti ve 24.000,00 TL taksit bedeli olmak üzere toplam 57.000,00 TL ödeme yaptığını, davalı tarafından 23.10.2024 tarihli fesih talepli Hakem Heyeti başvurusu uyarınca ayrılma işlemleri başlatıldığını,birleşme ve tasarruf finansman mevzuatı uyarınca sözleşmeyi fesheden üye organizations ücreti kesintisi yapılarak yasal 6 aylık süresi içerisinde iade ödemesi yapıldığını, iade ödemesi bakımından henüz muaccel olmuş bir borç bulunmadığını, Giresun İl Tüketici Hakem Heyetinin 007220240003766 numaralı kararında uyuşmazlığa ilişkin hiçbir inceleme yapılmadan kabul kararı verildiğini belirterek, Giresun İl Tüketici Hakem Heyetinin 27.11.2024 tarihli ve 007220240003766 karar sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, cevap dilekçesi sunmamıştır.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki sözleşmede organizasyon hizmet bedelinin haricinde kalan bedellerin iadesi yönünden ayrılma dilekçesinin verildiği tarihten itibaren 6 aylık bir süre öngörülmüş ise de sözleşmenin matbu şekilde tek yanlı davalı şirket tarafından düzenlendiği ve taraflarca müzakere edildiğinin davalı tarafından ispat
edilemediği, tüketicinin katlanması beklenemeyecek uzunlukta ve aleyhine olacak şekilde iade süresinin belirlendiği, söz konusubirlikte hükmünün haksız şart kapsamında kaldığı ve geçersiz olduğu, bu sebeple dava tarihi itibariyle davalı şirkete yapılan ödemeler yönünden davacının alacağı muaccel olduğu, organizasyon bedeli olan 33.000,00 TL'ye oranlanması neticesi hesaplanan 57.000-8.700,61=48.299,39 TL dışındaki ödenmiş bedelin davalı tüketiciye iadesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile Giresun İl Tüketici Hakem Heyetinin 27.11.2024 tarihli ve 007220230003766 sayılı kabul kararının 48.299,39 TL yönünden onanmasına, bakiye kısım yönünden kararın iptaline, kararın bir örneğinin Giresun İl Tüketici Hakem Heyetine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığı'nca; Mahkemece, haksız şart olduğu kabul edilen hükümlerin haksız şart niteliğinde olmayıp yasal düzenlemelere dayandığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 30.09.2023 tarihinde imzalanıp hakeme başvuru tarihi olan 23.10.2024 tarihinde feshedildiği, imza ve fesih tarihinde yürürlükte bulunan 6361 sayılı Kanunun 39/A maddesinin 4. fıkrası hükmüne göre organizasyon ücretinin kısmen de olsa iadesine karar verilemeyeceği ve Hakem Heyetine başvuru tarihinde fesih hakkı kullanıldığı kabul edilen sözleşmede Hakem Heyetine başvuru tarihi itibarıyla talep edilebilir ve vadesi gelmiş tasarruf bedeli alacağının bulunmadığı dikkate alınarak davanın kabulü ile Hakem Heyeti kararının iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.
Uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilen tasarruf finansman sözleşmesinin feshi ile ödenen bedellerin iadesi talebinin Tüketici Hakem Heyetince kabul edilmesi sonucu Tüketici Hakem Heyeti kararının iptali istemine ilişkindir.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 5/1. maddesine göre, haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketicisi aleyhine dengesizliğe neden olanbirlikte
6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu'nun 07.03.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7292 sayılı Kanunla değişik 39/A maddesinde;
"(1) Tasarruf finansman sözleşmesi, belirli bir tasarruf tutarı ve dönemine bağlı olarak önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimi için müşteriye finansman kullanma hakkı veren, şirkete ise müşteriye ait birikmiş tasarruf tutarını yönetme, geri ödeme ve finansman kullandırma yükümlülüğü ile organizasyon ücreti alma hakkı veren, faizsiz finansman esaslarına göre düzenlenen sözleşmedir.
(2) Tasarruf finansman sözleşmesi, yazılı veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek yöntemler yoluyla kurulacak şekilde düzenlenir.
(3) Müşteri, sözleşme imzalanmasını takip eden on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin tasarruf finansman sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir. Müşterinin söz konusu cayma hakkını kullanması hâlinde şirket, organizasyon ücreti dâhil, müşteriden aldığı tutarın tamamını cayma kararının bildirilmesinden itibaren on dört gün içinde iade etmekle yükümlüdür.
(4) Müşteri, tasarruf finansman sözleşmesinin tasarruf dönemi bitimine kadar sözleşmede feshi
hakkına sahiptir. Şirket, müşterinin sözleşmede fesih hakkını kullanması hâlinde organizasyon ücreti bedeli dışında kalan toplam birikim tutarını, Kurulca belirlenecek süre içerisinde müşteriye iade etmekle yükümlüdür. Müşterinin talebi ile tahsisat ileriki bir tarihe ertelenebilir, erteleme hâlinde müşterinin sözleşmedeki hak ve yükümlülükleri saklı kalır. Tasarruf finansman sözleşmeleri, müşterinin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumu haricinde, şirket tarafından tek taraflı olarak feshedilemez.
(5) Tasarruf finansman sözleşmelerinde asgari olarak tutarlara, vadeye, organizasyon ücretine, gelir, maliyet ve masraflara, konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimine yönelik tasarruf etme ve finansman kullandırma dönem ve koşullarına, iade süre ve şartlarına, temerrüde, cayma hakkının kullanımına, sözleşmenin sona ermesine, feshine, mirasçılara intikaline, üçüncü taraflara devrine, tarafların hak ve yükümlülüklerine ilişkin hükümler yer alır. Şirketler tasarruf finansman sözleşmeleri kapsamında taahhüt ettikleri yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Sözleşme kapsamında müşterinin bilgilendirilmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Tasarruf Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliği'nin 17/8. maddesinde "Müşterinin, Kanunun 39/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sözleşmeden cayma hakkını kullanması durumunda organizasyon ücreti de dâhil hiçbir kesinti yapılmaksızın yaptığı tüm ödemeler cayma kararının şirkete bildirilmesinden itibaren on dört gün içinde müşteriye iade edilir. (Değişik cümle: RG-29/12/2023-32414) Müşterinin sözleşmede fesih hakkını kullanması durumunda tasarrufunun iadesi, iade talep tarihinden itibaren azami altı ay içerisinde müşterinin veya yasal temsilcisinin göstereceği kendi veya yasal temsilcisinin adına açılmış banka hesabına defaten yapılır." şeklinde dir.
Dairemizin yerleşmiş içtihatlarında "07.03.2021 tarihli ve 31416 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürütüleğe giren 7292 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun; 1. maddesi ile 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (j) bendi;" j) Organizasyon ücreti: Müşterilerin tasarruf finansman sözleşmesi kapsamında tasarruf finansman faaliyeti ve tasarruf fon havuzunun yönetimi karşılığında ödeyecekleri tutarı,";7. maddesi ile aynı Kanun'a eklenen 39/A maddesinin birinci fıkrası; "Tasarruf finansman sözleşmesi, belirli bir tasarruf tutarı ve dönemine bağlı olarak önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimi için müşteriye finansman kullanma hakkı veren, şirkete ise müştereye ait birikmiş tasarruf tutarını yönetme, geri ödeme ve finansman kullandırma yükümlülüğü ile organizasyon ücreti alma hakkı veren, faizsiz finansman esaslarına göre düzenlenen sözleşmedir." hukümünü içermektedir.
Açıklanan bu kanun hükümleri yürütüleğe girmeden önce, tüketici ile şirket arasında akedilen tasarruf finansman sözleşmesinin feshedilmiş olması (veya fesih için mahkemeye başvurulmuş olması) koşuluyla, tüketici tarafından açılan (alacak veya itirazın iptali istemli) davalarda, tüketici tarafından şirkete ödenmiş olan organizasyon ücretinin iade edilmesi gerektiği" karar verilmiştir (Emsal; Dairemizin 2020/3408 E. 2021/6024 K. sayılı onama kararı).
Dosyanın incelenmesinde, taraflar arasında imzalanan sözleşmede yer alan organizasyon ücretinin tamamının iade edilmeyeceğine ilişkin düzenleme ile bedel iadesi yönünden ayrılma dilekçesinin verildiği tarihten itibaren 6 aylık süre öngörülmesinin haksız şart niteliğinde olduğu kabul edilerek organizasyon ücretinin davalının sözleşmede kaldığı süreye göre oranlanarak kısmen iadesi ile ödenen taksit tutarının tamamına ilişkin alacığın muacel olduğuna karar verildiği, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 7.1.4. maddesinde müşterinin fesih hakkını kullanımı hâlinde organizasyon ücreti bedeli dışında kalan toplam birikim tutarının yazılı fesih talebinin ulaştığı tarihten itibaren 6 ay içerisinde iade edileceğinin düzenlendiği, söz konusu sözleşme hükmünün yukarıda yer alan yasal düzenlemeler ışığında haksız şart olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmıştır (Emsal: Dairemizin 07.04.2025 tarihli ve 2024/2697 E., 2025/1925 K. sayılı onama ilamı, 09.02.2026 tarihli ve 2025/3435 E., 2026/490 K. sayılı onama ilamı, 30.03.2026 tarihli ve 2025/4564 E., 2026/1722 K. sayılı ilamı, 02.03.2026 tarihli ve 2025/4004 E., 2026/1098 K. sayılı ilamı).
O halde Mahkemece, haksız şart olduğu kabul edilen hükümlerin haksız şart niteliğinde olmayıp yasal düzenlemelere dayandığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 30.09.2023 tarihinde imzalanıp Hakeme başvuru tarihi olan 23.10.2024 tarihinde feshedildiği, imza ve fesih tarihinde yürürlükte bulunan 6361 sayılı Kanunun 39/A maddesinin 4. fıkrası hükmüne göre organizasyon ücretinin kısmen de olsa iadesine karar verilemeyeceği ve Hakem Heyetine başvuru tarihinde fesih hakkı kullanıldığı kabul edilen sözleşmede hakem heyetine başvuru tarihi itibarıyla talep edilebilir ve vadesi gelmiş tasarruf bedeli alacağının bulunmadığı, muaccel hale gelmemiş alacak için dava açılmasında hukuki yararın olmadığı dikkate alınarak davanın kabulü ile Hakem Heyeti Kararının iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğundan Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Adalet Bakanlığının HMK'nın 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere HMK'nın 362/2 maddesi gereği KANUN YARARINA BOZULMASINA,
Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,
04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinden:
YARGITAY İLÂMI
| Esas No | : 2026/4160 |
| Karar No | : 2026/3362 |
MAHKEMESİ : Siirt 4. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi TARİHİ : 28.05.2025 SAYISI : 2024/185 E., 2025/207 K. DAVACI : Abdurrahim Kaplan vekili Avukat Berdan Acun DAVALI : Halil İbrahim Ataker vekili Avukat Serdar Aksoy DAVA TARİHİ : 30.07.2024
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili; davalının aracını müvekkiline getirdiğini, müvekkilinin yapılan bakım, onarım ve yedek parça değişimine ilişkin tamiratta herhangi bir kusuru veya teknik hatası bulunmadığını, yapılan ilk onarım sonrasında aracın havalandırma sistemi giriş kısmında aşırı toz, krom ve yabancı cisim tespit edildiğini, motor içerisine çekilen toz, krom ve yabancı maddeler sebebiyle hasar aldığını ve ikinci kez onarılması gereken bütün parçaların eksiksiz bir halde onarıldığını, gerekli kontrol ve testler yapılarak aracın çalışır, yürür halde araç sahibine teslim edildiğini, aracın ikinci onarım sonrası sorunsuz bir şekilde araç sahibi tarafından kullanıldığını, aracın müvekkiline ait servise farklı tarihlerde ve 2 farklı arıza şikayetleri ile getirildiğini, yapılan bakım, onarım işlemlerinde müvekkilinin herhangi bir teknik kusuru bulunmadığını, arızaların birbirinden bağımsız olduğunu, araç sahibinin araca standart kalitenin altında yakıt kullandığını ve aracı arazide ve toz, kromun yoğun olduğu bir sahada çalıştırdığını, ikinci onarım bedelinin iadesine ilişkin olarak verilen Tüketici Hakem Heyeti Kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, Siirt İl Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığının 10.07.2024 tarihli ve 010020240000839 sayılı kararının iptalini talep etmiştir.
Davalı vekili; Tüketici Hakem Heyetince, ikinci onarımda davacının kusurunun bulunduğu kanaatine varıldığını ve 46.350,00 TL'nin müvekkile ödenmesine karar verildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı vekilinin dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıalar yönünden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmişse de davacının kendisine verilen süre içerisinde gerekli avansı yatırmadığı, delil ikamesi içine verilen sürenin kanun gereği kesin olduğu, bu durumda karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğduğu, davacının bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilerek inceleme hakem heyetince alınan bilirkişi raporu ile sınırlı tutulduğu, dinlenen tanık beyanlarında dava dilekçesinde ileri sürüldüğü şekilde 2. arızanın davalının kullanıcı hatası nedeniyle meydana geldiğini ispata yarar kanaat edinilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığına; Mahkemece, kesin süreye ilişkin ihtaratın usulüne uygun olmaması nedeniyle kesin süreye bağlanan sonuçların meydana gelmeyeceği ve davacı vekilince 27.05.2025 tarihinde delil avansına ilişkin eksikliğin tamamlandığı da dikkate alınarak bilirkişi incelemesi yaptırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.
Uyuşmazlık, Tüketici Hakem Heyeti Kararının iptaline ilişkin olup, kanun yararına temyiz aşamasında uyuşmazlık Mahkemece verilen ihtaratın usule uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Delil ikamesi için avans" başlıklı 324. maddesinde "(1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için Mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.
(2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.
(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır." hükmü düzenlenmiştir.
6100 sayılı Kanunun "Kesin süre" başlıklı 94/2. maddesine göre, hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez.
06.08.2015 tarihli ve 29437 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavclıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin "Harç, gider avansı ve delil avansının ödenmesi" başlıklı 205/4. maddesinde "Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için Mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere Mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır." düzenlemesi yapılmıştır.
Tanık dinlenilmesi, bilirkişi raporu almaması, keşif gideri gibi delil ikamesine yönelik giderlerin gider avansı içinde değerlendirilme olanağı HMK'nın 324. maddesi düzenlemesi karşısında yoktur.
Ayrıca delil ikamesi avansının da ispat külfetine göre taraflara yükletilmesi gerekir. Gider avansı dava şartı iken delil ikamesi avansı dava şartı olarak nitelendirilemeyecektir. Delil ikamesi avansının verilen kesin süre içinde yatırılmaması davanın dava şartı yokluğu ile reddine neden teşkil etmez. Taraf, belirtilen sürede delil avansı giderini yatırmazsa dayandığı o delilden vazgeçmiş sayılır (Dairemizin 15.11.2021 tarihli ve 2021/5278 E., 2021/11404 K. sayılı ilamı).
Dava dosyanın incelenmesinde; Mahkemece, davacı vekilinin de hazır bulunduğu 22.04.2025 tarihli celsede "Dosyanın 3'lü otomotiv/ makine bilirkişisine tevdi ile davacının aracında meydana gelen arızanın ayıplı hizmet nedeniyle meydana gelip gelmediği, 2. onarımının 1. onarımın kusurlu yapılması nedeniyle meydana gelip gelmediği, davalının kusurlu kullanımının olup olmadığının tüm dosya kapsam ve tanık beyanları değerlendirilerek rapor tanzim edilmesinin istenmesine, bilirkişilerin emek, masraf ve mesaisine binaen 3.200,00'er TL ücret takdirine, dosyada eksik olan 9.600,00 TL masrafın davacı tarafça karşılanmasına, eksikliğin giderilmemesi halinde bilirkişi delilinden vazgeçilmiş sayılacağının ihtarına, ihtarat yüze karşı yapıldı" şeklinde ara karar kurulduğu, kurulan ara kararda delil avansı eksikliğinin tamamlanması için herhangi bir süre verilmediğinden kesin süreye ilişkin ihtaratın usulüne uygun olmadığı, davacı vekilince son celseden bir gün önce 27.05.2025 tarihinde 9.600,00 TL delil avansının yatırıldığı anlaşılmıştır.
O halde Mahkemece, kesin süreye ilişkin ihtaratın usulüne uygun olmaması nedeniyle kesin süreye bağlanan sonuçların meydana gelmeyeceği ve davacı vekilince 27.05.2025 tarihinde delil avansına ilişkin eksikliğin tamamlandığı da dikkate alınarak bilirkişi incelemesi yaptırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olup Adalet Bakanlığı'nın bu yöne ilişen kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerekmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Adalet Bakanlığı'nın HMK'nın 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere HMK'nın 362/2 hükmü gereği KANUN YARARINA BOZULMASINA,
Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,
01.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:
YARGITAY İLÂMI
| Esas No | : 2026/2698 |
| Karar No | : 2026/2514 |
| MAHKEMESİ | : Antalya 11. Asliye Hukuk Mahkemesi |
| TARİHİ | : 07.05.2025 |
| SAYISI | : 2025/33 E., 2025/137 K. |
| DAVACI | : Selmi Tunç vekili Avukat Ali Topuz |
| DAVALI | : Barış Yılmaz vekili Avukat Mert Soylu |
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalının eski eşler olduğunu, dava konusu 7626 ada 9 parsel, 8 No.lu bağımsız bölümü evlilik birliği içerisinde satın aldıklarını, müvekkilinin taşınmazın satılmasına kadar taşınmaza birçok tadilat ve yenileme imalatları yaptığını, ancak eski eş tarafından Antalya 13. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2024/971 Esas sayılı dosyası ile ortaklığın giderilmesi davası açıldığını, taşınmaza davacı tarafından yapılan ve dökümü verilen kazandırıcı ve değer artırıcı tüm imalatların müvekkil davacı adına aidiyetinin tespitini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafça açılan bu davayı Antalya 13. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2024/971 Esas sayılı ortaklığın giderilmesi dosyasının uzamaması ve sürünçemede kalmaması amacıyla kabul ettiğini beyan etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının kendisi tarafından yaptırıldığı iddia edilen faydalandırmaların muhdesat tespiti mahiyetinde olmadığı, davacının talepleri ile ilgili 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 994. maddesine göre zorunlu ve faydalı masrafların, muhdesatların ve taşınmaza katılan değerin tazminine yönelik olabileceği, davacının netice talebinin muhdesat tespitine ilişkin olduğu, eldeki davada hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 19.09.2025 tarih ve 2025/1545 Esas, 2025/979 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının kesin nitelikte olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf dilekçesinin reddine kesin olarak karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz isteminde; davayı kabulün davalının tek taraflı irade beyanı ile tamamlandığından, Mahkemece sadece davalının beyanının gerçekten davayı kabul olup olmadığını ve kanunun öngördüğü şekilde yapılıp yapılmadığının araştırılıp, davalının beyanının gerçekten davayı kabul olduğu ve kanunun
öngördüğü şekilde yapıldığının tespiti hâlinde Mahkemece kabul nedeniyle davanın kabulüne karar vermekle yetinilmesi gerektiğini, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı bulunduğunu belirtilerek kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.
Uyuşmazlık, muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 363. maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur.
Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, HMK'nın 363. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca karar kanun yararına bozulur ve bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.
Davalı, yargılama sırasında sözlü olarak davayı kabul edebilir. Bu hâlde, davalının kabul beyanı duruşma tutanağına yazılır. Tutanağın kabule ilişkin bölümü, davalının önünde okunarak kendisine imza ettirilir. Kabul beyanının davalıya okunduğunun ve ondan sonra imza ettirildiğinin de tutanağa yazılması zorunludur. Bu şekil şartlarına uygun olmayan kabul beyanı geçersizdir.
Davalı, duruşmada mahkemeye vereceği bir dilekçe ile de davayı kabul edebilir. Bu hâlde, davalının dilekçe ile yaptığı davayı kabulün geçerli olabilmesi için, dilekçedeki kabul beyanının ayrıca duruşma tutanağına geçirilmesine ve kendisine okunarak imza ettirilmesine gerek yoktur. Böyle bir kabul dilekçesinin mahkemeye verildiğinin tutanağa yazılması yeterlidir.
Davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir (HMK m. 308). Davayı kabul, davalının mahkemeye yönelik olarak yapacağı tek taraflı (açık) bir irade beyanı ile olur. Davayı kabulün geçerliliği için bunun davacı ve mahkeme tarafından kabul edilmesine gerek yoktur. Kabul ile dava tamamen veya (kısmı kabulde) kısmen sona erer. Davalı, davanın açılmasından dava hakkında verilen hükmün kesinleşmesine kadar davayı kabul edebilir. Davalının davacının talep sonucunun bir kısmını kabul etmesi hâlinde, talep sonucunun kabul edilmeyen diğer kısmı hakkındaki uyuşmazlık son bulmuş olmaz. Dava kabul edilmeyen kısmı hakkında devam eder.
Kabul, kayıtsız ve şartsız olacağında (HMK m. 309/4), şarta bağlı kabul geçerli değildir.
Somut olayda; davalı cevabında, davacının dava ile ileri sürdüğü tüm taleplerini kabul etmiştir. Mahkemece, davalının kabul beyanı değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmiştir. Mahkemece, HMK'nın 308. maddesi gereğince davalının kabul beyanı gözetilerek, davacının taleplerinin hüküm altına alınmış olması gerekirken, bu husus gözetilmeden karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmediğinden, hükmün kanun yararına bozulması gerekmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Adalet Bakanlığı'nın HMK'nın 363. maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,
Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,
06.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:
YARGITAY İLÂMI
| Esas No | : 2026/1949 |
| Karar No | : 2026/2740 |
| MAHKEMESİ | : Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesi |
| TARİHİ | : 14.02.2024 |
| SAYISI | : 2023/105 E., 2024/99 K. |
| DAVACI | : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilleri Avukat Cihat Kıyak vd. |
| DAVALI | : Dulkadiroğulları Belediye Başkanlığı vekililer Avukat Mahmut Güngör vd. |
Taraflar arasında, Bölge Adliye Mahkemesinde görülen ecrimisil alacağının tahsili amacı ile başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasında davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince kesin olarak verilen istinaf isteminin miktar itibariyle reddine dair kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı Kurumun 1346 ada 132 ve 133 parsel sayılı taşınmazların maliki olduğunu, davalı Belediyenin herhangi bir üstün hakka dayanmaksızın taşınmazları şantiye alanı (asfalt üretim tesisi) olarak kullanmak sureti ile haksız olarak el attığını, el atılan döneme ilişkin olmak üzere toplam 30.434,46 TL ecrimisil alacağının tahsili amacı ile davalı aleyhine Kahramanmaraş İcra Dairesinin 2022/26757 Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi yapıldığını, davalının takibe karşı yaptığı itiraz üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına ve % 20 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taşınmazların öncesinde Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait olduğunu, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı Meclisinin 18.03.2019 tarihli ve 2019/171 sayılı kararı ile taşınmazların şantiye alanı olarak kullanılmak üzere Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığına 5 yıllığına bedelsiz tahsisine ve bu hususta düzenlenecek protokoller için Büyükşehir Belediye Başkanına yetki verildiğini, karara istinaden Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığı ile Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı arasında taşınmazların şantiye alanı olarak kullanılmak üzere Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığına 5 yıllığına bedelsiz tahsisine ilişkin 26.03.2019 tarihli protokol düzenlendiğini, davalı Kurumun belediye meclis kararı ve bu karar doğrultusunda düzenlenen protokol uyarınca taşınmazlarda tasarrufta bulunduğunu, bu protokolün taşınmazın sonraki maliki davacı Kurum yönünden de bağlayıcı olduğunu, bu itibarla davalı Belediyenin haksız bir işgalinden söz edilemeyeceği, öte yandan uyuşmazlığın çözümünde idari yargısının görevli olduğunu, borcun dayanağı olarak sunulan tahakkuk belgelerinin iptali için Kahramanmaraş İdare Mahkemesi nezdinde dava
açıldığını, davanın Mahkemenin 2022/616 Esasına kaydedildiğini ve derdest olduğunu, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 42/3 hükmünde "İdari yargısının görev alanına giren konularda ilamsız takip yoluna başvurulamaz." hükmüne yer verildiğini savunarak davanın öncelikle yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile, aksi hâlde esastan reddi ile müvekkili İdare lehine % 20 den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalıya çekmiş olduğu, 01.03.2022 tarihli ihtarı ile davalının haksız işgalci konumuna geldiği, dava konusu taşınmazın mevcut malikinin davacı olduğu, dosya içerisinde davaya konu taşınmazların kullanımına ilişkin taraflar arasında anlaşmaya dair bir belgenin bulunmadığı, malikin haksız işgalciden uygun bir ecrimisil talep edebileceği gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabul kısmen reddine, davalının Kahramanmaraş İcra Dairesinin 2022/26757 Esas sayılı icra dosyasına vaki itirazının kısmen iptali ile takibin 16.025,74 TL üzerinden takip talebindeki şartlar ile devamına, alacağın likit olduğu değerlendirilmekle kabul edilen 16.025,75 TL'nin % 20'sine isabet eden ?3.205,15? TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kabul edilen miktar itibarı ile (16.025,75 TL) davalı yönünden, reddedilen miktar itibarı ile (14.408,72 TL) davacı yönünden karar tarihi itibariyle hükmün kesin nitelikte olduğu; kesin olan kararların istinaf istemleri hakkında İlk Derece Mahkemesince bir karar verilebileceği gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 352. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf kanun yoluna başvuru talebinin reddine karar verilebileceği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 2024/724 Esas, 2024/581 Karar sayılı kararına yönelik Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz isteminde; taraflar ve dava dışı Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Tahsis ve Devri Hakkında Yönetmeliğin uygulanmasının gerektiği, anılan yönetmelikte taşınmazların mülkiyet durumunun değişmesi hâlinde tahsis işleminin kendiliğinden sona ereceğinin düzenlenmediği, dosya kapsamında önceki malik Büyükşehir Belediye Başkanlığına ya da yeni malik Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına tahsisin kaldırılmasına ilişkin olarak verilmiş bir kararın bulunmadığı, davalı Belediyenin 2021 yılı Aralık ayında hukuki bir nedene (bedelsiz tahsis) dayalı olarak zilyet bulunması nedeniyle kendisinin fuzuli şagil olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabul kararın verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.
Uyuşmazlık, ecrimisil alacağının tahsili amacı ile başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Kanunun 363/1 hükmü uyarınca bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla kesin olarak verdikleri kararlar ile yine bu sıfatla verdikleri ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur.
Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, 6100 sayılı Kanunun 363/2 hükmü uyarınca karar kanun yararına bozulur ve bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.
Takibe konu alacağın kaynaklandığı Kahramanmaraş ili, Onikişubat ilçesi, Hayrullah Mahallesi, 1346 ada 114 ve 115 (yeni 132,133) parsellere ilişkin Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı Meclisinin 18.03.2019 tarihli ve 2019/171 sayılı kararı ile "Hayrullah Mh. 1346 Ada 115 nolu parselde kayıtlı Asfalt Plenti tesisi tamamı ve buna ek olarak 1346 Ada 114 nolu parselde kullanılan 4000 m2 lik kısmının, şantiye alanı olarak kullanılmak üzere Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığına, 5 yıllığına bedelsiz tahsisine ve bu hususta düzenlenecek protokoller için Büyükşehir Belediye Başkanına yetki verilmesine" yönelik karar alınmıştır.
Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığı ile Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı arasında, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Meclisi kararına istinaden 26.03.2019 tarihli protokol yapılmış ve protokolün 5. maddesinde "Onikişubat İlçesi Hayrullah Mah. 1346 ada 115 nolu parselde kayıtlı mülkiyeti Kahramanmaraş Belediyesine ait Asfalt Plenti Tesisi tamamı ve buna ek olarak 1346 ada 114 nolu parselde kullanılan 4000 m2 lik kısmının, şantiye alanı olarak kullanılmak üzere müstemilat ile birlikte Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığına, protokol tarihinden itibaren 5 yıllığına devredilecektir."Onikişubat İlçesi Hayrullah Mah. 1346 ada 115 nolu parselde kayıtlı mülkiyeti Kahramanmaraş Belediyesine ait Asfalt Plenti Tesisi tamamı ve buna ek olarak 1346 ada 114 nolu parselde kullanılan 4000 m2 lik kısmının, şantiye alanı olarak kullanılmak üzere müstemilat ile birlikte Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığına, protokol tarihinden itibaren 5 yıllığına devredilecektir. " hükmü düzenlenmiştir.
Kahramanmaraş 1. İdare Mahkemesinin 2022/616 Esas, 2023/24 Karar sayılı kararında; "Dava dosyasının incelenmesinden; Kahramanmaraş İli, Onikişubat İlçesi, Hayrullah Mahallesi, 1346 ada, 132 ve 133 parselde kayıtlı taşınmazların Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın mülkiyetinde iken 18.03.2019 tarih ve 2019/171 sayılı Meclis Kararı ve 26.03.2019 tarihli protokol ile bedelsiz olarak 5 yıl süreyle davacı idareye tahsis edildiği, davacı idare tarafından söz konusu taşınmazların asfalt plenti tesisi ve şantiye alanı olarak kullanıldığı, protokol süresinin 26.03.2024 tarihinde sona ereceği, akabinde anılan taşınmazların Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın prim borçlarına karşılık olarak 31.03.2021 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu'na devredildiği, davacı idarenin 21.05.2021 tarihli başvuru dilekçesi ile dava konusu taşınmazlarda 2014 yılından bu yana asfalt üretimi yapıldığından bahisle taşınmazların tahsisinin ya da kiralanmasının talep edildiği, anılan başvurunun taşınmazların kiraya verilmesi şeklinde kabul edilerek SPK lisanslı değerleme firması tarafından belirlenecek kira bedeli üzerinden davacı idareye kiralanmasına karar verildiği, hesaplatılan yıllık net kira bedelleri üzerinden mutabakat yazılarının düzenlenilmesi, 31.03.2021 tarihinden bu yana alınmayan kira bedelleri için ecrimisil uygulanmasına dair 09.09.2021 tarih ve E-30876730 sayılı Kahramanmaraş Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Olur'u ile davacı idareye bilgilendirme yapıldığı, akabinde 06.10.2021 tarih ve E-14810 sayılı yazı ile davacı idare tarafından Hayrullah Mahallesi, 1346 ada, 132 parselin 2.776,01 metrekaresi, 133 nolu parselin 15.765,48 metrekaresinin kiralama işlemlerine devam edilmesinin talep edildiği, ancak davacı idarenin talebinin taşınmazlar hakkında yeniden değerlendirme yapılması kaydıyla kabul edildiğinin 01.03.2022 tarih ve E-41121693 sayılan yazı ile bildirilmesi üzerine bu kez davacı idare tarafından 05.04.2022 tarihli dilekçe ile söz konusu taşınmazların 5 yıl süreyle bedelsiz olarak taraflarına tahsis edildiği, tahsis süresinin 26.03.2024 tarihinde sona ereceği, taşınmazın el değiştirmesinin hukuki durumu değiştirmeyeceği ileri sürülerek taşınmazların taraflarına tahsis edilmeyerek kiralanması kararına itirazda bulunulduğu, anılan itirazın 18.04.2022 tarih ve E-44097427 sayılı işlem ile reddi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, davaya konu Onikişubat İlçesi, Hayrullah Mahallesi, 1346 ada, (eski) 115 parselin tamamı ve (eski) 114 nolu parselde kullanılan 4000 metrekarelik alanının asfalt plenti tesisi ve şantiye alanı olarak kullanılmak üzere 5 yıllığına bedelsiz tahsis ve bu konuda düzenlenecek protokoller için Büyükşehir Belediye Başkanı'na 18.03.2019 tarih ve 2019/171 sayılı Meclis Kararı ile yetki verildiği, anılan Meclis Kararı uyarınca düzenlenen 26.03.2019 tarihli protokol ile de söz konusu taşınmazlarının kullanımını 5 yıl süreyle bedelsiz olarak davacı idareye bırakıldığı, ancak protokol devam ederken taşınmazların mülkiyetinin, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın prim borçlarına karşılık olarak 31.03.2021 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu'na devredildiği, davalı idare tarafından yaptırılan gayrimenkul değerleme raporunda 133 numaralı parselin bir kısmının Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığı tarafından asfalt üretimi ve şantiyesi olarak kullanıldığının kroki ve resimlerle gösterildiği, dolayısıyla dava konusu taşınmazlarda tahsis amacına uygun olarak asfalt üretimi yapılmaya devam edildiği görülmekte olup, fuzuli işgal nedeniyle idarece kendisinden ecrimisil istenilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır." şeklinde huküm kurulmuş, huküm henüz kesinleşmemiştir.
süreyle bedelsiz olarak taraflarına tahsis edildiği, tahsis süresinin 26.03.2024 tarihinde sona ereceği, taşınmazın el değiştirmesinin hukuki durumu değiştirmeyeceği ileri sürülerek taşınmazların taraflarına tahsis edilmeyerek kiralanması kararına yapılan itirazın reddine ilişkin 18.04.2022 tarih ve E-44097427 sayılı işlemin iptali istemiyle Mahkememizin 2022/616 esasına kayden açılan davada verilen 11.01.2023 tarih ve K:2023/24 sayılı karar ile "davaya konu Onikişubat İlçesi, Hayrullah Mahallesi, 1346 ada, (eski) 115 parselin tamamı ve (eski) 114 nolu parselde kullanılan 4000 metrekarelik alanının asfalt plenti tesisi ve şantiye alanı olarak kullanılmak üzere 5 yıllığına bedelsiz tahsisi ve bu konuda düzenlenecek protokoller için Büyükşehir Belediye Başkanı'na 18.03.2019 tarih ve 2019/171 sayılı Meclis Kararı ile yetki verildiği, anılan Meclis Kararı uyarınca düzenlenen 26.03.2019 tarihli protokol ile de söz konusu taşınmazlarının kullanımını 5 yıl süreyle bedelsiz olarak davacı idareye bırakıldığı, ancak protokol devam ederken taşınmazların mülkiyetinin, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın prim borçlarına karşılık olarak 31.03.2021 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu'na devredildiği, davalı idare tarafından yaptırılan gayrimenkul değerleme raporunda 133 numaralı parselin bir kısmının Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığı tarafından asfalt üretimi ve şantiyesi olarak kullanıldığının kroki ve resimlerle gösterildiği, dolayısıyla dava konusu taşınmazlarda tahsis amacına uygun olarak asfalt üretimi yapılmaya devam edildiği görülmekte olup, fuzuli işgal nedeniyle idarece kendisinden ecrimisil istenilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır" gerekçesiyle iptal kararı verildiği görülmektedir.
Bu durumda, dava konusu ödeme emri işleminden önceki işlem olan dava konusu taşınmazların davacı idareye bedelsiz olarak tahsis edilme isteminin reddine ilişkin olan 18.04.2022 tarih ve E-44097427 sayılı davalı idare işleminin, Mahkememiz kararı ile iptaline karar verilmesi nedeniyle, davalı idare tarafından düzenlenen 20.09.2022 tarihli ve toplam 85.477,45-TL miktarlı ödeme emri ile ödeme emrine karşı yapılan itirazın 11.10.2022 tarihli işlem ile bildirilen reddine dair 03.10.2022 tarih ve E-53162140 sayılı işlem dayanaksız kaldığından, dava konusu işleme hukuka uygunluk görülmemiştir.
Öte yandan, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun "Kamu zararı" başlıklı 71. maddesinde, kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır şeklinde tanımlanmış ve kamu zararının belirlenmesinde; iş, mal veya hizmet karşılığı olarak belirlenen tutardan fazla ödeme yapılması, mal alınmadan, iş veya hizmet yaptırılmadan ödeme yapılması, transfer niteliğindeki giderlerde, fazla veya yersiz ödemede bulunulması, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla alınması veya yaptırılması, idare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması, mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması esas alınarak belirlenen kamu zararının ise kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespiti sonrasında takip ve tahsiline karar verilen alacakların, Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği uyarınca merkezde strateji geliştirme birimlerince, taşrada ise takibe yetkili idare birimince takip edileceği; tespit edilen kamu zararlarının ise rızaen ve sulh yolu ile ödenmek, 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre takas yapılmak, 2004 sayılı Kanun hükümleri uygulanmak suretiyle tahsil edileceği düzenlenmiş olup; yukarıda aktarılan mevzuat uyarınca kamu zararı niteliği taşımayan ve taşınmazın kullanımından kaynaklı olarak kira borcu olarak belirlenen tutarın Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca tahsiline imkan bulunmamakta olup, dava konusu işlem bu yönüyle de hukuka aykırı bulunmaktadır. " şeklinde hüküm kurulmuş, hüküm henüz kesinleşmemiştir.
Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Tahsis ve Devri Hakkında Yönetmeliğin "Tahsis Yetkisi" başlıklı 4/3 hükmünde; "Özel kanunları uyarınca, amacı belirtilerek kamu idarelerine tahsis edilmiş sayılan taşınmazlar hakkında ayrıca tahsis işlemi yapılmaz ve bu taşınmazların tahsisi, hizmetin devamı süresince devam eder. Ancak bu taşınmazların tahsis amacının ortadan kalkması veya amacı dışında kullanılması halinde, genel hükümlere göre maliki kamu idaresince tahsisleri kaldırılabilir veya tahsis amacı değişikliği yapılabilir." hükmü düzenlenmiştir.
Dosya kapsamı itibariyle yapılan incelemede dava konusu taşınmazda keşif tarihi itibariyle Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Dulkadiroğlu Belediye Başkanlığı arasında
düzenlenen protokol ve verilen tahsis yetkisine uygun olarak asfalt üretimi yapıldığı tespit edilmiş olup tahsis süresi içinde taşınmazın mülkiyet durumu değişmiş olsa da protokol amacına aykırı olarak kullanılmayan taşınmazda haksız işgal ve ecrimisil alacağı doğmayacağı gözetilerek davanın reddi gerekirken davalı Kurum aleyhine ecrimisile hükmedilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmediğinden, hükmün kanun yararına bozulması gerekmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Adalet Bakanlığı'nın 6100 sayılı Kanunun 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine, 14.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinden:
YARGITAY İLAMI
| Esas No | : 2026/2099 |
| Karar No | : 2026/1918 |
| MAHKEMESİ | : Bakırköy 48. İş Mahkemesi |
| TARİHİ | : 24.07.2025 |
| SAYISI | : 2023/68 E., 2025/250 K. |
| DAVACI | : |
| DAVALI | : |
| DAVA TARİHİ | : 20.07.2023 |
| MAHKEMESİ | : İstanbul Anadolu 7. İş Mahkemesi |
| SAYISI | : 2023/438 E., 2023/706 K. |
| DAVACI | : |
| DAVALI | : |
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yarama temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davacının davalı işyerinde demirci ustası olarak 20.08.2019-10.07.2020 tarihleri arasında net 4.800,00 TL ücret ile çalıştığı, davacının son üç aylık çalışmasından elden ücreti kendisine ödenmediğini, davacının iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, davacının fazla çalışma yaptığını, hafta tatili izinlerini kullanmadığını, davacının ulusal bayram ve genel tatillerde çalışmaya devam ettiğini belirterek ihbar tazminatı ile birlikte fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesindeki beyanları tekrarla davalı Aş'den (Şirketi) ihbar tazminatı ile birlikte fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile ücret alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı: Şti. (Şirketi) asıl davaya cevap dilekçesi sunmamıştır.
Davalı: Şirketi birleşen davaya cevap dilekçesi sunmamıştır.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 20.08.2019-10.07.2020 tarihleri arasında çalıştığı, son aldığı ücretin net 3.900,00 TL olduğu, birleşen dava yönünden davalar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulduğu, davacının ihbar tazminatına hak kazandığı, davacıya eksik ücret ödendiği, dosyada davacı ile menfaat birliği içinde tanık beyan dışında bilgi ve belge bulunmadığından davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz isteminde;
Mahkemece, özel hukuk tüzel kişisi olup elektronik yolla tebligat yapılması zorunlu olan birleştirilen davanın davalışı ............ Şirketinin aktif bir elektronik tebligat adresinin bulunup bulunmadığı araştırılarak öncelikle bu adrese, bulunmaması halinde resmi kayıtlardaki adresine tebligat yapılması gerekirken, birleştirilen davanın açıldığı 20.07.2023 tarihinden önce, 2021 yılında terk edildiği Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmiş adrese 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) 35. maddesi hüküminde göre çıkarılan tebligatla yetinilip birleştirilen davanın davalışı ............ Şirketine cevap dilekçesi sunma imkanı tanınmadan hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek hükümler kurulmasının hata olduğunu.
Birleştirilen davanın davalışı ............ Şirketinin asıl davada davalı olmamasına rağmen karar başlığında davalı olarak gösterilmesi ve hem asıl davada hem de birleştirilen davada ayrı ayrı kabulüne karar verilen alacak kalemlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmek suretiyle birleştirilen davanın davalışı ............ Şirketinin mükerrer ödeme yapmasına sebebiyet verecek ve infazda tereddüt uyandıracak şekilde hükümler kurulmasının doğru olmadığı,
Birleştirilen davanın İstanbul Anadolu 7. İş Mahkemesinin 2023/438 Esas sayılı dosyası olmasına rağmen karar başlığına Bakırköy 7. İş Mahkemesinin 2023/438 Esas sayılı dosyası olduğunun yazılmasının hata olduğunu,
Kabule göre de davaların birleştirilmesi durumunda, asıl ve birleştirilen davaların birbirinden bağımsız, müstakil davalar olma özelliğini devam ettirmesine rağmen yargılama giderleri ile ilgili ayrı ayrı hükümler kurulmamasının usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Uyuşmazlık, birleşen davanın davalışı olan Şirkete yapılan tebligatların usulüne uygun olup olmadığı noktasındadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Hukuki dinlenilme hakkı" başlıklı 27. maddesinde, davanın tarafları, müdahiler ve yargılamanın diğer ilgililerinin, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları ifade edilmektedir. Bu hak, ilk olarak yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasının, açıklama ve ispat hakkını içerir. Yargılamanın hukuka uygun ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunmanın özgürece ileri sürülebilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır.
Davanın tarafları ile vekillerinin davaya ilişkin işlemleri öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin kendilerine bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın yapıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal hakları kısıtlanmış olur.
Yargılama sırasında yapılan tebliğlerle ilgili tebliğ mazbatalarının ve ilgili diğer belgelerin
dosyaya konulması gerekir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu (7201 sayılı Kanun) ve bu Kanun'un uygulanması için çıkarılan Tüzük hükümleri tamamen şeklidir ve titizlikle uygulanması gerekir. Bir davada yapılan tebligatların usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını hakim kendiliğinden denetlemelidir. 19.01.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 7201 sayılı Kanun'da esaslı değişiklikler yapılmıştır.
7201 sayılı Kanun'un "Elektronik tebligat" başlıklı 7/a maddesine göre kanunla kurulanlar da dahil tüm özel hukuk tüzel kişilerine elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur. Antılan maddeye dayanılarak hazırlanan ve 06.12.2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, elektronik ortamda yapılacak tebligata ilişkin usul ve esasları düzenleyen Elektronik Tebligat Yönetmeliği 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 5/1-(f) hükmünde de tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olanlar arasında "Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri" gösterilmiştir.
7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinin 3. fıkrasında ise elektronik yolla tebligatın zorunlu sebeplerle yapılamaması halinde Kanun'da belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacağı düzenlenmiştir. Yine Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 16. maddesinde de 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesindeki düzenlemeyle paralel şekilde elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması halinde 7201 sayılı Kanun'da belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacağı düzenlenmiştir.
Muhataba elektronik yolla tebligat yapılabilmesi için onun kayıtlı elektronik tebligat adresinin olması gerekir. Elektronik tebligat adresi bulunan muhataplara elektronik tebligat adresi alındıktan sonra klasik yolla tebligat yapılamayacak doğrudan elektronik yolla tebligat yapılması gerekecektir. Bu durumun istisnası elektronik tebligatın zorunlu sebeple yapılamaması halidir. Muhatabın, elektronik adresi bulunmuyorsa ya da zorunlu bir sebepten ötürü elektronik yolla tebligat yapılamıyorsa tebligat kural olarak 7201 sayılı Kanun'un 10. maddesine göre PTT aracılığıyla fiziki ortamda yapılır.
Ticaret şirketleri 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesine göre kendisine elektronik tebligat yapılması zorunlu olan özel hukuk tüzel kişilerinden ise de tebligatın yapılacağı tarihte elektronik tebligat adresinin bulunmaması veya kendisi için oluşturulan adresin aktivasyon işlemi yapılarak kullanma açılmamış olması durumunda elektronik tebligat yapılması mümkün olmadığından yargılama sürecinin işletilebilmesi için 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinin 3. fıkrası ve yine Yönetmeliğin 16. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere bu "zorunlu sebep"ten dolayı 7201 sayılı Kanun'da öngörülen diğer klasik usullere göre tebligat yapılması gerekir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2025 tarihli ve 2023/10-455 Esas, 2025/123 Karar sayılı kararında da belirtilen sonuca ulaşılmıştır.
Diğer yandan 7201 sayılı Kanun'un "Hükmi şahıslarla ve ticarethanelere tebligat" başlıklı 12. maddesine göre "Hükmi şahıslarla tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yahuz birine yapılır. Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtikaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir."
7201 sayılı Kanun'un "Hükmi şahısların memur ve müstahdemlerine tebligat" başlıklı 13. maddesine göre de "Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir sebeple müttatış saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evraki bizzat alamtyacak bir hâlde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır buhunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır."
Açıklanan bu yasal düzenlemelere göre, tüzel kişiye tebligatın tebligata elverişli bir elektronik adresi varsa bu yolla, aksi takdirde yetkili Ticaret Sicilinde kayıtlı adrese, 7201 sayılı Kanun'un 12. ve 13. maddelerinde belirlenen esaslara uygun olarak yapılması gereklidir.
Somut uyuşmazlıkta dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden birleşen davanın davalısı olan ... Şirketine dava dilekçesi ve diğer tebligatların, 2021 yılında terk edildiği Ticaret Sicil
Gazetesinde ilan edilen adrese 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre yapıldığı, bu tebligatların usulsüz olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece yasal mevzuat uyarınca birleşen davanın davalısı olan Şirketinin elektronik tebligat adresinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, elektronik tebligat adresinin bulunması durumunda bu adrese tebligat yapılması, bulunmaması durumunda ise Ticaret Sicilindeki adresine tebligat yapılması gerekli iken yazılı şekilde usulsüz tebligat yapılarak birleşen dosyanın davalısı olan Şirketin savunma ve hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması usul ve kanuna aykırı olmuştur.
Ayrıca asıl davada davali sadece ............ Şirketi olmasına rağmen Mahkemece gerekçesinin başlık kısmında birleşen davanın davalısının asıl davada da davali olarak gösterilmesi ve hem asıl davada hem de birleşen davada hüküml altına alınan alacaklardan davahların müştereken ve müteselsilen sorumlulu tutulması ve asıl davada yapılan yargılama giderlerinden birleşen davanın davalısı olan ............ Şirketinin sorumlulu tutulması isabetsizdir. Yine birleşen davada davali sadece ............ Şirketi olmasına rağmen birleşen davada hüküml altına alınan alacaklardan davahların müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesinin infazda tereddüte neden olacağı da sabittir. Bunun yam sıra birleşen dava dosyasının görüldüğü Mahkemenin gerekçede ve hüküml kısmında hata olarak belirtildiği anlaşılmaktadır.
Kanun yararına temyiz isteminin yukarıda açıklanan sebeplerle kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Adalet Bakanlığı'nın 6100 sayılı Kanun'un 363/1 hükü müne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aym Kanun'un 363/2 hükü mü geregince KANUN YARARINA BOZULMASINA,
Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,
03.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.