Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin usulden ret kararını bozdu; apartman ortak gideri tıkanıklığı kaynaklı su hasarı tazminatı talebinde icra takibi ve %20'den az olmamak üzere icra inkâr tazminatı talebi kabul edilebilir bulundu.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesinden:
YARGITAY İLÂMI
| Esas No | : 2026/11101 |
| Karar No | : 2026/10560 |
| MAHKEMESİ | : Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesi |
| SAYISI | : 2022/3001 Esas, 2023/1212 Karar |
| DAVACI | : ...... vekili Avukat ...... |
| DAVALILAR | : ...... vd. |
| DAVA TARİHİ | : 11.08.2022 |
| KARAR | :Usulden ret |
| KANUN YARARINA | |
| TEMYİZ EDEN | : Adalet Bakanlığı |
Taraflar arasında, İlk Derece Mahkemesinde görülen itirazın iptali davasında davanın usulden reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıda sigortalı bulunan ......'un ...... Cad. ...... Sok. No: ... Daire .. Keçiören /Ankara adresinde bulunan dairesine 29.01.2020 tarihinde, Emre Apartmanı yönetimine ait davalıların kat maliki oldukları binanı ortak giderin tıkanması nedeniyle geri tepen suların sirayet etmesi sonucu hasar meydana geldiğini, meydana gelen bu hasar sebebiyle davacı şirket tarafından sigortalıya 10.720,00 TL tazminat ödemesi yapıldığını, ödenen tazminatın rücu talebi sebebiyle Ankara Batı İcra Müdürlüğü 2020/12371 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış olup borçlular tarafından icra takibinin yetkisine itiraz edilmiş olduğunu belirterek Ankara 20. İcra Müdürlüğü 2022/5402 Esas sayılı takip dosyasında ileri sürdüğü itirazlarının iptalini ve duran icra takibinin devamını, davalının % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı ödemesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; icra takibinin usule uygun yapılmadığını, su gideri tıkanıklığının,
apartman ortak alanından kaynaklandığını kabul etmediğini, daha doğrusu bundan emin olmadıklarını muhtemelen söz konusu tıkanıklığın, sigortalı kat malikinin bağımsız bölümünden kaynaklı olduğunu, davaya konu hasara sebebiyet veren su gideri tıkanıklığının, ortak alandan kaynaklanmış olsa bile meydana gelen hasar/zarar ile su tıkanıklığı olayı arasında, uygun illiyet bağı bulunmadığını, bahse konu su tıkanıklığının sonradan öğrenildiğine göre 2019 yılı başlarında meydana geldiğini, o tarihlerde sigortalı konutta oturan kiracının, evde oturmadığını, evin kapalı olduğunu, dolayısıyla su sızıntısının başlamasından kendilerinin haberdar olmasının da mümkün olmadığını, şayet evde oturuyor olsaydı ve tıkanıklıktan anında haberdar olsaydı, hiçbir hasar oluşmadan soruna müdahale etmenin mümkün olacağını, davanın reddinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla ve sırf usuli haklarının koruma altına alma saiki ile en azından hasarın tamamından kendilerinin sorumlu tutulmayacağını, hakkaniyete aykırı olduğunu, en fazla böyle bir sızıntının birkaç gün içinde yaratacağı hasardan sorumlu tutulmalarının söz konusu olabileceği ki bunun da birkaç yüz liralık küçük bir rötuştan ibaret olacağını, tespit edilen hasarın tutarının da fahiş olup ona da itiraz ettiğini, talep edilen tutarın davacının tek yanlı belirlediği bir rakam olduğunu, sorumlu tutulmalarının muhtemel gerçek zarar miktarının, ancak Mahkemenin atayacağı bilirkişi marifetiyle tespit edilebileceğini bu itibarla alacak iddiasının miktar itibarıyla likit olmadığını, bu bakımdan davacının %20 icra inkar tazminatını talep etmesinin de yasal dayanağının olmadığını, haksız, usule ve kanuna aykırı davanın reddini, davacının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini ve yargılama giderlerinin de davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın usulden reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir.
Kanun yararına temyiz başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme davayı ticari dava olarak kabul ediyorsa öncelikle görevsizlik kararı vermesi gerektiğini, görevsizlik kararı sonrası dosyayı ele alacak olan Asliye Ticaret mahkemesinin arabuluculuk hakkında karar vermesi gerektiğini, mahkeme kararının bu yönden hatalı olduğunu, söz konusu itirazın iptali davasının 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'ndan (634 sayılı Kanun) kaynaklandığını ve görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemeleri olduğunu, zorunlu arabuluculuk meselesinde ise 634 sayılı Kanun'dan kaynaklanan davalarda zorunlu arabuluculuk uygulamasının 01 Eylül 2023 tarihinden itibaren yürürlüğe girdiğini, bu tarihten önce açılan davalarda arabuluculuğun dava şartı olmadığını, davanın açılış tarihinin 11.08.2022 tarihi olduğunu belirterek hükmü kanun yararına temyiz ettiklerini belirtmişlerdir.
Uyuşmazlık, sigorta şirketinin sigortalısına ödediği hasar bedeli sebebiyle halefiyet ilkesi gereği rücuen alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali davasında dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanıp uygulanmaması hususuna ilişkindir.
6100 sayılı Kanun'un 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur. 6100 sayılı Kanun'un 363 üncü maddesinin gerekçesinde de karar verilirken yürürlükteki hukukun yanlış uygulanmasının her an için söz konusu olabileceği, kanun yararına temyizin, yanlışlık tespit edilip daha sonra benzer işlemlerden kaçınmak için kabul edilen bir sistem olduğu, Yargıtayın yaptığı incelemede uygulamanın yanlış olduğu sonucuna ulaşırsa kararı kanun yararına bozacağı ifade edilmiştir.
Temyiz yolu ise olağan kanun yollarından birisidir. Bozma sebepleri, 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde sayılmıştır. Bunlar; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi ve karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikler bulunmasıdır. Temyiz yolunda, hükümler mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılır. Madde gerekçesinde bu husus "Temyiz incelemesini, istinaf incelemesinden ayıran temel özellik, temyiz incelemesinin usûl hukuku veya maddî hukuk yönünden incelemeyi gerektirmesi, maddî vakıaların denetimi ile delil değerlendirmesine girmemesidir. Maddede bu hukukî denetimin hangi sebeplerle yapılacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Bugüne kadar istinaf yolunun olmamasından dolayı zaman zaman Yargıtay maddî vakıalara ve delil değerlendirmesine de girmek zorunda kalabilmekteydi, istinafla birlikte artık bu ihtiyaç ortadan kalkmış ve Yargıtay tamamen bir hukukî denetim ve içtihat mercii olmuştur." şeklinde vurgulanmıştır.
Belirtilen bu yasal düzenlemeler ve 6100 sayılı Kanun döneminde temyiz yolu ile ilgili özellikler dikkate alındığında, kanun yararına temyiz ile temyiz yolu arasında bir ayrım yapılması gerekmektedir. Kanun yararına temyiz başvurusunda, başvuru konusu kararın sadece yürürlükteki hukuka aykırı olup olmadığı denetlenir. Bu denetim ise, temyiz incelemesinin aksine, kanun yararına temyizde görece sınırlı bir inceleme yapılmasını gerektirir. Kanun yararına temyize ilişkin madde gerekçesinde de belirtildiği gibi yürürlükteki hukukun yanlış uygulanması söz konusu olduğunda, kararın kanun yararına bozulması gerekir.
Dava; davacı sigorta şirketinin, sigortalı bulunanın bağımsız bölümüne davalıların kat maliki oldukları taşınmazın ortak giderinin tıkanması sebebiyle meydana gelen hasarın davacı şirket tarafından sigortalıya tazminat ödemesi yapılması sonucu ödenen tazminatın rücuan tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkin olup, ana taşınmazda kat mülkiyetinin kurulmuş olduğu, somut olayda 634 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiği, 634 sayılı Kanununun Ek 1 inci maddesi uyarınca bu Kanunun uygulanmasından doğan her türlü anlaşmazlığın sulh hukuk mahkemesinde çözümleneceği hükmünü gözönünde bulundurularak görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu tespit edilmiştir.
05.04.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 37 nci maddesi ile değiştirilen 6325 sayılı Kanunun 18/B maddesi ile 634 sayılı Kanunundan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklarda bakımından 01.09.2023 tarihinden itibaren dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak öngörülmüştür. Somut olayda görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunun ve davanın 11.08.2022 tarihinde açıldığı, bu tarih itibariyle 634 sayılı Kanunda görülen davaların zorunlu
arabuluculuğa tabi olmadığının değerlendirilmemesi hatalıdır.
Açıklanan sebeplerle;
Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanun'un 363 üçü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesinin bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,
08.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.