Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2026/71 Karar Sayısı : 2026/148 Karar Tarihi : 25/6/2026
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Şanlıurfa 1. Çocuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 283. maddesinin Anayasa'nın 2., 5., 11. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Mala zarar verme suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
Kanun'un itiraz konusu 283. maddesi şöyledir:
"Sanık lehine başvurma hâlinde verilecek hüküm
Madde 283 - (1) İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümlerle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz."
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Birinci Kitabı'nın "Yaptırımlar" başlıklı Üçüncü Kısmı'nın Birinci Bölümü'nde yer alan 45 ila 52. maddelerinde cezalar düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 45. maddesinde suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezaların hapis ve adli para cezaları olduğu hükme bağlanmıştır.
5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin (1) numaralı fikrasında duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra擁軍 verileceği; beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararlarının擁軍 olduğu öngörülmüştür.
Söz konusu Kanun'un 260. maddesinin (1) numaralı fikrasında hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanun'a göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yollarının açık olduğu düzenlenmiş; (3) numaralı fikrasında ise Cumhuriyet savcısının sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabileceği belirtilmiştir.
Kanun'un 272 ila 285. maddelerinde istinaf kanun yoluna ilişkin düzenlemeler öngörülmüştür. 272. maddenin (1) numaralı fikrasının birinci cümlelerde ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabileceği hükme bağlanmıştır.
5271 sayılı Kanun'un itiraz konusu 283. maddesinde istinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa yeniden verilen hükmün önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağı öngörülmüştür.
Kuralın gerekçesinde hükme karşı yalnız sanık, sanığın avukatı, yasal temsilcisi, eşi veya Cumhuriyet savcısı tarafından sanık yararına olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuşsa bölge adliye mahkemesince yeniden verilecek hükmün ilk derece mahkemesince belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağı ancak bu kuralın cezanın türü ve süresi bakımından geçerli olduğu, suçun niteliğine bir etkisinin bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu itibarla kural uyarınca hükme karşı yalnız sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulmuşsa tür ve süre bakımından verilen cezadan daha ağır bir cezaya hükmedilmesi mümkün değil iken farklı nitelikte bir suçtan ceza verilmesine engel bir durum bulunmadığı anlaşılmıştır.
Yargıtay kararlarında da aleyhe değiştirme yasağının kapsamının ilk hükümde belirlenen ceza ve yaptırım miktarıyla sınırlı olduğu, fiilin nitelendirilmesinin ve suç vasfının yasağın kapsamında değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla mahkûmiyet kararına karşı yalnız sanık lehine kanun yoluna başvurulması durumunda fiilin farklı şekilde nitelendirilebileceği ancak ilk hükümde uygulanan cezai yaptırımın sanık aleyhine değiştirilemeyeceği kabul edilmiştir (birçok karar arasından Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2025/3-65, K.2025/345, 17/9/2025; E.2022/3-569, K.2023/503, 11/10/2023; E.2019/13-454, K.2023/324, 31/5/2023; E.2011/2-353, K.2012/129, 3/4/2012).
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır (AYM, E.2017/179, K.2018/106, 8/11/2018, § 10; E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 247).
İtiraz konusu kuralda, istinaf yoluna yalnızca sanık lehine başvurulması ve kararın bozulması hâlinde yeniden verilecek hükümetle belirlenen cezanın önceki hükümetde belirlenen cezadan daha ağır olamayacağı öngörülmüştür. Kuralda sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulması hâlinde yargılamada verilecek kararın kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.
Hukuk devleti ilkesi gereğince kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa'ya aykırı olmaması için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızca belirli kişilerin yararına olarak çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa'ya aykırılık söz konusudur (AYM, E.2021/14, K.2023/173, 11/10/2023, § 9). Açıklanan hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gerçeksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 102).
Bu itibarla Anayasa'ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belirli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir. Başka bir ifadeyle bir kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, E.2022/50, K.2022/107, 28/9/2022, § 28).
Kuralla yalnız sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulması durumunda daha ağır bir cezaya hükmedilemeyeceği öngörülmek suretiyle sanık lehine kanun yoluna başvurulmasının kolaylaştırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin veya maddi hata içeren hükümlerin kanun yolunda denetlenmesinin maddi gerçeğe ulaşılması ve
yargılama sonucunda verilen kararların isabetli olmasına katkı sağlayacağı açıktır. Bu itibarla kuralla istinaf kanun yoluna başvurulması kolaylaştırılarak verilen hükmün denetlenmesiyle yargılama sürecinde ve verilen kararda yapılan hataların giderilmesine katkıda bulunulduğu ayrıca suç konusu fiilin hukuki niteliğinin doğru şekilde tespit edilerek maddi gerçeğe ulaşılması ile yaptırımın ceza dışındaki sonuçlarının eşit bir şekilde uygulanmasının sağlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın kamu yararı dışında bir amaca yönelik olarak ihdas edildiği söylenemez.
Kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
Yalnız sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulması durumunda yeniden verilen hükümde belirlenen cezanın önceki hükümle belirlenmiş olandan daha ağır olamayacağını öngören kuralın söz konusu kamu yararı amacına ulaşmak bakımından elverişli bir araç olmadığı söylenemez.
Bunun yanı sıra kanun yoluna başvurmanın hukuki sonuçlarını belirlemede kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralın kamu yararı amacına ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.
Ceza yargılamasının amacı temel hak ve özgürlükler korunarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. İlk derece mahkemesince verilen hükme karşı kanun yollarına başvurulması hâlinde suçun hukuki nitelendirmesinin değiştirilmesine imkân tanınması, ilk hükümde belirlenen ceza ve yaptırım miktarı dışındaki sonuçlar bakımından hatanın belli ölçüde düzeltilerek ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşılmasına katkı sağlamaktadır.
Kural, yalnızca sanık lehine istinaf kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi sanık hakkında uygulanan yaptırımın ceza dışında kalan hukuki sonuçları yönünden durumunun ağılaştırılmasını engellememektedir. Kanun koyucunun, ceza yargılamasının amacının maddi gerçeğe ulaşılması olduğunu gözeterek söz konusu güvencenin kapsamını belirlenen ceza ile sınırlı tuttuğu, yaptırımın hukuki nitelendirmesine bağlı olarak ceza dışında kalan hukuki sonuçlar bakımından bir koruma öngörmediği anlaşılmaktadır.
Ceza yargılamasının amacı dikkate alındığında mahkemelerin fiilin hukuki nitelendirmesini maddi hukuka uygun biçimde belirleme yükümlülüğü bulunduğu açıktır. Ayrıca sanık lehine kanun yoluna başvurulması hâlinde hükmün ceza dışında kalan hukuki sonuçlar yönünden de sanık aleyhine hiçbir sonuç doğurmamasının Anayasa'dan kaynaklanan bir zorunluluk olduğu söylenemez.
Bu itibarla kural kapsamında derece mahkemesi tarafından verilen cezanın istinaf incelemesi sonunda sanık aleyhine değiştirilememesine ilişkin güvencenin kapsamının belirlenen ceza ile sınırlı tutularak suçun niteliği bakımından ayrıca bir koruma
öngörülmemesinde meşru amaçtan kaynaklanan kamusal yarar ile bireylerin menfaatleri arasındaki makul dengenin ortadan kaldırılmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında düzenlediği anlaşılan kuralın hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır.
Kuralın Anayasa'nın 5., 11. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 283. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 25/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili Basri BAĞCI
Başkanvekili İrfan FİDAN
Üye Engin YILDIRIM
Üye Rıdvan GÜLEÇ
Üye Recai AKYEL
Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye Selahaddin MENTEŞ
Üye Kenan YAŞAR
Üye Ömer ÇINAR
Üye Metin KIRATLI
Üye Şaban KAZDAL