üzerine atılı örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçının sübut bulduğu kanaatine varı["mıştır]."
Başvurucu, anılan mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 2/11/2022 tarihli ilamıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
Başvurucu, nihai kararı 9/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
"Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, orgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt uyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir."
Başvurucu; ilgili medya organının muhasebe biriminde çalıştığı için haberlerin yapılmasına ve yayımlanmasına bir müdahalesi olmadığını, ayrıca söz konusu haberlerin adli birimlerce verilen bilgi notu uyarınca yapıldığını, kaldı ki H.Ç.nin Z.K. ile birlikte yakalanması olayına ilişkin bir haber de yapılmadığını iddia ederek ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Bakanlık görüşünde; mevcut başvuruda başvurucunun ifade ve basın özgürlükleri, adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi ve özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediği hususunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
ilişkin evrensel hukuk standartlarına aykırılık teşkil edecektir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Necati Coşkun [GK], B. No: 2022/62422, 15/5/2025, § 15; Ali Koç [2. B.], B. No: 2021/51497, 12/3/2025, § 10).
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmeye ve gerçekleştirmeye konusunda başkalarını ikna etme çabaları, bu çabaların hoşgürüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalelenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın §§ 70-72; Zübeyde Füsün Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 73; Ferhat Üstündağ [1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45). müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir (Sürrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 58; Ferhat Üstündağ, § 46; bazı farklılıklarla birlikte ayrıca bkz. Bekir Coşkun, § 51; Tansel Çölaşan, § 51). Orantılılık ise bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalelenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir (Ferhat Üstündağ, § 48; bazı farklılıklarla birlikte ayrıca bkz. Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit [1. B.], B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 59, 68). Bir olayda meşru amaçların bulunmasının hakkı ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan, bu meşru amaçla hak arasında olayın şartları içinde bir denge kurmaktır (Zübeyde Füsün Üstel ve diğerleri, § 74; Bekir Coşkun, §§ 44, 47, 48; Hakan Yiğit [2. B.], B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 58, 61, 66).
İnternet haberciliğinin basının temel işlevini yerine getirdiği sürece basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 36-42). İfade özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, §§ 34-36). Buna karşın Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri tamamen sınırsız bir ifade özgürlüğü garanti etmemektedir. 26. maddenin ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü ifade özgürlüğünün kullanımına basın için de geçerli olan bazı görev ve sorumluluklar getirmektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 22/2/2016, § 89; R.V.Y.A.Ş. [1. B.], B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35).
Bu görev ve sorumluluklar, bir basın suçundan dolayı hapis cezası verilmesinin gazetecilerin ifade özgürlüğüyle ancak istisnai hâllerde bağdaşabilir ki bu hâllerin başında da -nefret söylemi ya da şiddete tahrik hâleri gibibaşka temel hakların ciddi biçimde zarar gördüğü durumlar gelmektedir (Orhan Pala [2. B.], B. No: 2014/2983, 15/2/2017, § 24).
Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde bireylerin anayasal hakları ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin dava konusu olguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına müdahalede bulunmaz (Önder Balıkçı [2. B.], B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 47; Hacı Boğatekin (2) [2. B.], B. No: 2014/12162, 21/11/2017, § 49).
İncelenen başvuruda başvurucu, bünyesinde çalıştığı medya kuruluşu aracılığıyla yaptırdığı haberlerle bir suç örgütünün toplum nezdindeki korkutucu gücünü yaymakla suçlanmıştır. İlk derece mahkemesi yaptığı incelemede başvurucunun örgütle hiyerarşik bir bağının bulunmadığını ve örgüt lideri olarak belirtilen kişiyle başvurucu arasında akrabalık ilişkisi bulunduğunu gözönünde bulundurmuşsa da örgüt lideri olarak belirlenen kişiyle başvurucu arasındaki konuşma kayıtlarının içeriğini ve bu konuşmaların akabinde yapılan haberleri dikkate almıştır. Söz konusu konuşmalardan (bkz. § 7, 10) hareketle Mahkeme, örgüt liderinin dâhil olduğu bazı adli vakalara ilişkin haber yapılmadan hemen önce başvurucunun haberin şekli ve içeriğiyle ilgili olarak Zafer K.yi bilgilendirdiğini ve Zafer K.dan aldığı onayla söz konusu haberleri yaptırdığını kabul etmiştir. Bu kabule göre Mahkeme, örgüt liderinin izni ve talimatları doğrultusunda yapılan haberlerde örgüt lideri ve yöneticileri üzerinden örgütün toplum nezdindeki korkutucu gücünün pekiştirilmeye çalışıldığı değerlendirmesiyle başvurucunun örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu işlediği sonucuna varmıştır (bkz. § 13). Bölge Adliye Mahkemesi de yapılan değerlendirmede usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını belirterek başvurucunun istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
Yargılama kapsamında elde edilen delillere göre başvurucu, çalıştığı medya kuruluşunda gazeteci olarak görev yapmamakla birlikte gazete ve internet sitesi üzerinden yayımlanacak haberler hakkında bilgi sahibidir. Haberlerin içeriğini ve yayımlanma şeklini muhabirlerin belirlediğini ve yayımdan sorumlu kişiler arasında bulunmadığını ileri süren başvurucu, dava kapsamında delil olarak gösterilen haberlerle ilgili olarak örgüt yöneticisiyle görüşme yaptığını ise inkâr etmemektedir. Gerçekten de başvurucunun örgüt yöneticisiyle yaptığı telefon görüşmelerine bakıldığında başvurucunun haberin şekil ve içeriğine yönelik olarak sakıncalı olabilecek hususları örgüt yöneticisine belirttiği, eklenecek veya çıkarılacak kısımlara ilişkin talimatlar aldığı, haberlerin hızlı şekilde yayımlanması ve örgüt yöneticisi ile üyesinin isminin yer alması için çaba sarf ettiği anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun haberlerin yapılmasında herhangi bir dahli olmadığı yönündeki savunmasına Mahkemenin itibar etmemesinin belli bir temelden yoksun olduğu söylenemez. Demokratik bir toplumda kamuoyunu bilgilendirme gibi hayati bir rolü olan basının yapacağı haberden önce silahlı bir suç örgütü yöneticisinden haberin kapsamının ne olacağı konusunda talimat alması veya haberin yapılıp yapılmayacağının onayını alması kabul edilemez. Aksi hâlde toplumu bilgilendirme görevi nedeniyle geniş bir anayasal özgürlük alanına sahip olan basının kendisine tanınan özgürlük alanını, yaydığı şiddetle topluma zarar veren bir suç örgütü lehine istismar etmesi söz konusu olur. Öte yandan başvurucunun Mahkemenin yapıldığını kabul ettiği haberlerden birinin yapılmadığı yönünde bir şikayet de ileri sürdüğü görülmüştür. Yayımlandığında ihtilaf bulunmayan haber yönünden yukarıda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun bu şikayetinin ayrıca incelenmesine gerek bulunmamaktadır.
Bu açıklamalara göre Mahkemenin başvurucunun cezalandırılmasına ilişkin olarak ortaya koyduğu gerekçenin ilgili ve yeterli olduğu, bu durumda müdahalenin demokratik toplumda zorunlu sosyal bir ihtiyaca karşılık geldiği değerlendirilmiştir. Ayrıca
başvurucuya verilen cezanın miktarı ile ulaşılmak istenen meşru amaçlar arasında -yargılama makamlarının bu konudaki takdir yetkisi de gözetildiğindeadil bir dengelemenin yapıldığı, dolayısıyla orantılı da olan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Başvurucu; haberlerin yapılması ve yayımlanmasında yetkili olan kişilerin ceza yargılamasında tanık olarak dinlenmediğini, lehine olan delillerin araştırılmadığını ve yargılama safahatındaki taleplerinin karşılanmadığını, üzerine atılı suçun yasal unsurları oluşmadığı hâlde cezalandırıldığını iddia etmiştir. Bunun dışında başvurucuya göre telefon görüşmeleri tesadüfen elde edildiğinden usuline uygun bir dinleme kararına dayanmamaktadır. Bu nedenlerle başvurucu; hakkında verilen mahkûmiyet hükmüyle savunma hakkı, gerekçeli karar hakkı ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Bakılan başvuru'da, yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte bir durumun bulunmadığı açıktır (tanık dinletme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden benzer yöndeki kararlar için bkz. Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 47; Ahmet Zeki Üçok [1. B.], B. No: 2013/1966, 25/3/2015, § 70; hukuka aykırı delilin hüküm esas alınması suretiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden benzer yöndeki karar için bkz. Şehdavut Demircan [2. B.], B. No: 2014/12014, 11/12/2018, §§ 13-22; hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden benzer yöndeki karar için bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, §§ 43-46).
Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA.
B. Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.