Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
KARAR
| Başvuru Numarası | : 2022/103359 |
| Karar Tarihi | : 30/4/2026 |
| Başkan | : Kadir ÖZKAYA |
| Başkanvekili | : Basri BAĞCI |
| Başkanvekili | : İrfan FİDAN |
| Üyeler | : Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇİNAR Metin KIRATLI Şaban KAZDAL |
| Raportör | : Ömer Faruk NURSAÇAN |
| Başvurucu | : Rıdvan AKBAŞ |
| Vekili | : Av. Uğur Esat KEŞKÜŞ |
Başvuru 29/11/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
İkinci Bölüm, kanuni gözaltı süresinin hesaplanmasında gözaltının başlangıç ve bitiş zamanının belirlenmesinin ilkesel nitelik taşıması sebebiyle başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.
DHKP/C silahlı terör örgütüne üye olma suçundan haklarında soruşturma yürütülen K.K., E.Y., M.M.D., F.B.M., O.İ., A.K. ve D.U.nun etkin pişmanlık kapsamında verdiği beyanlar nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) diğer şüphelilerle birlikte başvurucu hakkında da soruşturma başlatmıştır.
Arama, elkoyma, zor kullanma, yakalama ve savcı görüşme tutanağına göre Cumhuriyet savcısı İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin kararı gereği şüphelilerin yakalanması ve arama yapılması talimatı vermiştir. Aralarında başvurucunun da olduğu dokuz şüpheli 13/12/2021 tarihinde saat 14.00'te yakalanarak 4 gün süreyle gözaltına alınmıştır. Söz konusu tutanağın düzenlenme saati 15.30 olarak belirtilmiştir.
Kolluktaki işlemlerinin tamamlanmasından sonra başvurucu 17/12/2021 tarihinde saat 09.27'de gözaltı çıkış raporunun alınmasından sonra adliyeye sevk edilmiştir. Başsavcılık, müdafi huzurunda başvurucunun şüpheli olarak ifadesini almıştır. UYAP işlem kütüğüne göre ifade tutanağı zabıt kâtibi tarafından saat 14.52'de oluşturulmuştur.
Başvurucu müdafii, aynı gün kanuni gözaltı süresinin dolması sebebiyle serbest bırakma talepli dilekçesini Başsavcılığa sunmuştur. Dilekçe üzerinde dilekçe saati olarak "15.45" yazılmıştır.
Başsavcılık, aynı gün başvurucunun da aralarında olduğu şüphelileri, tutuklanmaları istemiyle sulh ceza hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklamaya sevk yazısında şüphelilerin hangi saatte sevk edildikleri yer almamaktadır. UYAP işlem kütüğüne göre tutuklamaya sevk yazısı İstanbul Terör Suçları Soruşturma Bürosu savcısı tarafından saat 17.40'ta oluşturulmuştur. Tutuklamaya sevk yazısını aynı gün saat 18.18'de İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği kâtibi okumuştur.
17/12/2021 günü başvurucunun anılan suçtan tutuklanmasına karar verilmiştir. Sorgu zaptında sorgunun saat kaçta başlayıp kaçta bittiği bilgisine yer verilmemiştir. UYAP işlem kütüğüne göre sorgu zaptı sulh ceza hâkimliği kâtibi tarafından saat 18.26'da oluşturulmuştur.
26/4/2022 tarihinde başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle hakkında iddianame düzenlenmiştir. Başvurucu 24/11/2022 tarihinde tahliye edilmiştir.
Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın derdest olduğu tespit edilmiştir.
Başvurucu 23/12/2021 tarihli dilekçeyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesi uyarınca gözaltı süresinin aşıldığından bahisle tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde 13/12/2021 tarihinde saat 13.55'te gözaltı işlemi yapıldığını, 17/12/2021 günü öğlen saatlerinde İstanbul Adliyesine getirildiğini, saat 13.55'i geçmesine ve hakkında gözaltı süresinin uzatılması kararı bulunmamasına rağmen hâkim karşısına çıkarılmadığını, saat 18.30 sıralarında tutuklanması talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edildiğini, saat 20.40 sıralarında tutuklanmasına karar verildiğini belirterek yaklaşık 6 saat 45 dakika haksız şekilde özgürlüğünden mahrum bırakıldığını ileri sürmüş; 5.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.
Bafra Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 20/4/2022 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... Sanığın yakalanmasına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/140264 soruşturma sayılı dosya içerisindeki "Arama- El Koyma- Zor Kullanma - Yakalama Ve Savcı Görüşme Tutanağı" mahkememizce incelenmiş; sanığın yakalandığı ikamete sulh ceza hakimliğinin usulüne uygun arama el koyma ve yakalama kararına istinaden 13/12/2021 günü saat 13:00 sıralarında gidildiği, kolluk personeli tarafından ikamete girebilmek için yaklaşık 1 saat kadar uğraşıldığı, akabinde birden çok kattan ve büyük alandan oluşan binanın ayrıntılı arama işleminin yapıldığı ve neticeten aynı gün saat 15:30'da arama, el koyma ve yakalama işleminin tamamlanarak söz konusu tutanağın tanzim edildiği görülmüştür. Bu itibarla sanığın yakalandığı tarih ve saat yüksek mahkeme içtihatları da dikkate alınarak tutanağın tanzim edildiği gün ve saat olan 13/12/2021 günü saat 15:30 olarak kabul edilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2021/140264 soruşturma numaralı dosyası incelendiğinde davacı hakkında 4 gün süreli gözaltı kararı verildiği görülmüştür.
Bu bilgiler eşliğinde davacının hangi gün ve saatte ifadesinin alınmak üzere cumhuriyet savcışı huzuruna çıkarıldığı önem arz etmektedir. Zira davacı ifadesi alınmak üzere cumhuriyet savcışı huzuruna çıkarıldığında davacının gözaltı durumu füllü olarak sonlanacak, ifade alınması sırasında ve sulh ceza hakimi tarafından sorgu yapılması sırasında geçecek olan süreler yerleşik yüksek yargı içtihatları uyarınca gözaltından sayılmayacaktır.
Mahkememizce davacının ifadesi alınmak üzere ne zaman cumhuriyet savcışı huzuruna çıkarıldığının tespiti için UYAP sistemi üzerinden davacının ifade tutanağının detaylı işlem kütüğü bilgilerine bakılmış, neticesinde ifade tutanağının adliye personeli katip [A.G.] (sıcil:...) tarafından 17/12/2021 günü saat 14:52'de oluşturulduğu görülmüştür. (Söz konusu tespite ilişkin ekran görüntüyü alınıp havalesi yapılarak evrak olarak işbu dosya arasına eklenmiştir.)
Yukarıda ayrıntılarına yer verilen deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
Davacının 13/12/2021 günü saat 15:30'da yakalanarak 4 gün süreyle gözaltına alındığı, gözaltı süresinin 17/12/2021 günü saat 15:30'da biteceği, 17/12/2021 günü saat 14:52'de cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesi alınmak üzere hazır edildiği, bu itibarla davacının gözaltı süresinin aşılmadığı kanaatine varılmakla; manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir."
Başvurucu davanın reddine ilişkin karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 24/10/2022 tarihinde istinaf başvurusunun esastan kesin olarak reddine karar vermiştir.
Başvurucu nihai kararı 25/11/2022 tarihinde öğrenmiştir.
"(k) Toplu suç: Aralarında iştirak iradesi bulunmasa da üç veya daha fazla kişi tarafından işlenen suç,
İfade eder."
"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. (Değişik ikinci cümle: 25/5/2005 - 5353/8 md.) Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/8 md.) Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.
"(3) Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl tebliğ edilir.
"(5) Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir.
(7) Gözaltına alınan kişi bırakılmazsa, en geç bu süreler sonunda sull ceza hâkimi önüne çıkarılıp sorguya çekilir. Sorguda müdafii de hazır bulunur."
"(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen hâller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı hâlinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
İşbu maddenin 1.c fikrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhâl bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir."
kaydetmekte; hiç kimsenin keyfî olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmaması gerektiğini belirtmektedir (Giulia Manzoni/Italya, B. No: 19218/91, 1/7/1997, § 25). AİHM, iç hukukta on iki saat olarak belirlenen gözaltı süresinin kanunla düzenlenmesi nedeniyle mutlak olduğuna, bu sürenin ırk beş dakika aşılmış olmasının Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fikrasının (c) bendinin ihlal edilmesi sonucunu doğurduğuna karar vermiştir (K.-F./Almanya, B. No: 144/1996/765/962, 27/11/1997, 73). AİHM ayrıca terör ile bağlantılı suçlarda azami gözaltı süresinin aşılmadığı hâlde dahi 4 gün 6 saat gözaltında tutulmayı Sözleşme'nin 5. maddesinin (3) numaralı fikrasına aykırı bulmuştur (Brogan ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 11209/84, 11234/84..., 29/11/1988, § 62). AİHM'e göre iç hukuka uygun olsa dahi bilhassa soruşturma makamlarının kötü niyetli veya hileli davranışlarda bulunması (Mooren/Almanya [BD], B. No: 11364/03, 9/7/2009, §§ 72, 77, 78) ya da duruma göre böyle bir uygulamanın gerekli olmaması gibi hâllerde (Nešták/Slovakya, B. No: 65559/01, 27/2/2007, § 74) özgürlükten yoksun bırakma hâli Sözleşme'ye aykırı olabilir.
Başvurucu; kanuni gözaltı süresi dolduğu hâlde 6 saat 45 dakika haksız olarak tutulduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, aynı olaydaki diğer şüphelilerin tazminat taleplerinin başka mahkemelerce kabul edilmesine rağmen kendisinin talebinin haksız olarak reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Bakanlık görüşünde, somut olayın şartları gözetilerek değerlendirme yapılması gerektiği bildirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları, özü itibarıyla kanuni gözaltı süresinin aşıldığına yönelik olması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci ve dokuzuncu fikraları kapsamında değerlendirilmiştir.
Başvurucunun gözaltı tedbirinin hukukiliğine ilişkin bir şikâyeti yoktur. Başvurucunun iddiası kanuni gözaltı süresinin aşıldığına yönelikir. Bu nedenle gözaltının hukukiliğine ilişkin bir inceleme yapılmamıştır.
uyarınca somut olayda başvuru yolunun tüketildiği değerlendirilmiştir. Ayrıca kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal (...) ve savaş hallerinde uzatılabilir.
Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir."
Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrasına göre yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz (Emre Soncan [2. B.], B. No: 2016/73490, 11/3/2020, § 55). Gözaltı süresi kişinin fiilî olarak ya da yetkili mercinin emri üzerine yakalanmasıyla başlar. Gözaltına alınan kişi, belirlenen süreler sonunda serbest bırakılmalı ya da sulh ceza hâkimine sevk edilerek sorguya çekilmelidir (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 275).
5271 sayılı Kanun'un "Gözaltı" başlıklı 91. maddesine göre de gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçemez. Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre on iki saatten fazla olamaz. Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Toplu suç anılan Kanun'un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinde aralarında iştirak iradesi bulunmasa da üç veya daha fazla kişi tarafından işlenen suç olarak tanımlanmıştır.
12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun geçici 19. maddesine göre ise silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından gözaltı süresi -yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariçyakalama anından itibaren kırk sekiz saati, toplu olarak işlenen suçlarda dört günü geçemez.
Anayasa Mahkemesi Rıdvan Akbaş ([GK], B. No: 2021/25399, 17/4/2025) karşıyla Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fikrasında geçen "en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç" ibaresinin "toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün" ibaresini de bağladığını tespit etmiştir. Anayasa ve kanun maddelerindeki gözaltı süreleri ile yakalananın en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için gerekli süreler birbirinden bağımsızdır. Bu nedenle yakalanan veya tutuklanan kişinin tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre gözaltı sürelerine ilave olarak ayrıca düzenlenmiştir. Buna göre Anayasa'nın 19. maddesindeki ifadesiyle "tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre", 3713 sayılı Kanun'daki ifadesiyle "yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre" 5271 sayılı Kanun'un 91. maddesi gereğince en fazla on iki saattir. Bu süre soruşturma birimlerine verilmiş bir açık çek olmayıp keyfî olarak kullanılamaz (Rıdvan Akbaş, §§ 35,36).
Anılan kararda, kanun hükümlerinde başvurucuya isnat edilen suç bakımından gözaltı süresinin en çok dört gün olduğu ve bu süreye zorunlu yol süresinin ilave edileceği ancak yol süresinin toplam on iki saati geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre yol süresi dâhil toplam gözaltı süresinin azami 4 gün 12 saat olabileceği anlaşılmaktadır (Rıdvan Akbaş, § 37).
Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fikrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci ve üçüncü fikralarında özgürlüğün kısıtlanabileceği durumlar sayılmış, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fikralarında ise hürriyetinden yoksun kalan kişilere tanınan güvencelere yer verilmiştir (Safkan Aydoğdu [2. B.], B. No: 2014/7498, 5/4/2017, § 43; M.E. [2. B.], B. No: 2018/696, 9/5/2019, § 44; Şenel Çelik [1. B.], B. No: 2019/16560, 18/1/2022, § 36).
Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fikrasında ise bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade edilmiştir. Anılan fikrada yer alan "bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişiler" ifadesi ile maddenin diğer tüm fikralarında yer verilen kurallara aykırı bir işleme tabi kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddenin ikinci veya üçüncü fikralarında belirtilen durumlara aykırı şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fikralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlinde uğranılan zararlar devlet tarafından ödenecektir (Safkan Aydoğdu, § 44; M.E., § 45; Şenel Çelik, § 37).
Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fikrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edilip edilmediğini belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğer fikralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığını incelemesi gerekir. Yapılacak bu inceleme sonucunda başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fikrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödenmediği tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fikrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusu olabilecektir (Safkan Aydoğdu, § 45; M.E., § 46; Şenel Çelik, § 38).
Bu nedenle başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fikrasında yer alan esaslara aykırı bir işleme tabi olduğu mahkemelerce ve Anayasa Mahkemesince tespit edilmeden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tazminat hakkının ihlal edildiği sonucuna varılamaz (Şenel Çelik, § 38). Bir başka ifadeyle Anayasa'nın 19. maddesinin
dokuzuncu fıkrasının uygulanabilmesi için başvurucunun anılan maddenin diğer fikralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığı mahkemelerce ya da Anayasa Mahkemesince tespit edilmelidir (M.E., § 46).
Eldeki olayda başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında yer alan esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit yoktur. Dolayısıyla başvurucunun gözaltıyla ilgili esasların belirlendiği Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrasına aykırı bir işleme tabi tutulup tutulmadığı incelenecektir.
Arama, elkoyma, zor kullanma, yakalama ve savcı görüşme tutanağına göre aralarında başvurucunun da olduğu dokuz şüpheli 13/12/2021 tarihinde saat 14.00'te güvenlik güçleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. Söz konusu tutanak, üzerinde yazılana göre saat 15.30'da düzenlenmiştir (bkz. § 7). Başvurucu 4 günlük gözaltı süresi içinde 17/12/2021 günü saat 09.27'de gözaltı çıkış raporu alınarak adliyeye sevk edilmiştir. Başsavcılık, müdafi huzurunda ifadesini aldıktan sonra başvurucuyu tutuklamaya sevk etmiştir. Başvurucunun ifadesine ait tutanak zabıt kâtibi tarafından saat 14.52'de oluşturulmuştur. Tutuklamaya sevk yazısı saat 17.40'ta düzenlenmiştir. Tutuklamaya sevk yazısını saat 18.18'de İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği kâtibi okumuştur (bkz. § 10). Dolayısıyla dosya saat 18.18'de Sulh Ceza Hâkimliğinin uhdesine geçmiştir.
Sorgu zaptından sorgunun kaçta başladığı anlaşılmamakla beraber zaptın sulh ceza hâkimliği kâtibi tarafından saat 18.26'da oluşturulduğu tespit edilmiştir (bkz. § 11).
Başvurucuya isnat edilen terör örgütü üyeliği suçu bakımından yol süresi dâhil toplam gözaltı süresi azami 4 gün 12 saat olduğuna göre olayda başvurucunun şikâyet ettiği tutmanın başlangıcı olan 13/12/2021 tarihi saat 14.00 ile tutmanın sona erdiği 17/12/2021 tarihi saat 18.18 arasında kanunda belirlenen bu azami gözaltı süresinin aşılmamış olduğu görülmektedir. Nitekim Ağır Ceza Mahkemesi de başvurucunun iddialarına yönelik olarak UYAP işlem kütüğünde inceleme yaparak incelemeye ilişkin ekran görüntüsünü dosya arasına almış, başvurucunun yakalanmasına ve gözaltına ilişkin tutanağı değerlendirmiş, gözaltı süresinin başlangıcı ve bitişine ilişkin farklı değerlendirmelerde bulunmuş ise de sonucu itibarıyla başvurucunun kanuni gözaltı süresi içinde sulh ceza hâkimliği önüne çıkarıldığı sonucuna ulaşarak iddiaları gerekçeli şekilde reddetmiştir.
Başvurucu, azami gözaltı süresinin aşıldığı iddiası dışında tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süreye (yol süresine) ilişkin bir şikâyette de bulunmamıştır. Dolayısıyla bu aşamada gözaltının hukuka aykırı olup olmadığıyla veya gözaltı süresine ilave edilen yol süresinin keyfiliğiyle ilgili bir değerlendirme yapılmamıştır.
Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin -beşinci fıkrasıyla bağlantılı olarakdokuzuncu fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 19. maddesinin -beşinci fıkrasıyla bağlantılı olarakdokuzuncu fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 30/4/2026 tarihinde karar verildi.
Başvuru Numarası : 2022/103359
Karar Tarihi : 30/4/2026
Başvurucu 13.12.2021 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olmak suçlaması ile saat 14:00'te gözaltına alınmış, dört günlük gözaltı süresinin sona ereceği 17/12/2021 günü saat 09:27 de gözaltından çıkış raporu alınarak adliyeye sevki sağlanmıştır.
Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesine ilişkin tutanağın oluşturulma saati 14:52 olup başvurucunun müdafide 15:45'te gözaltı süresinin dolduğundan bahisle ilgilinin serbest bırakılması talebinde bulunmuştur. Saat 17.40'ta savcılık tarafından tutuklamaya sevk yazısı hazırlanmış ve bu müzekkere aynı gün sulh ceza hakimliği kâtibi tarafından 18:26'da okunmuştur.
Somut olaydaki hukuki sorun başvurucunun yasal süreler dolmasına rağmen serbest bırakılmamasının hak ihlali oluşturup oluşturmadığı noktasında düğümlenmektedir.
Anayasanın 19. maddesinin beşinci fıkrasında "Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç 48 saat ve toplu olarak işlenen suçlar da en çok dört gün içinde hâkimin önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz bu süreler olağanüstü hal ve savaş hallerinde uzatılabilir." denilmektedir.
Bu düzenlemeye göre toplu olarak işlenen suçlarda azami gözaltı süresi dört gün olup bu süreye dahil edilmeyecek tek bir istisna ise yakalanan kişinin tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için geçecek süredir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 91. maddesinin birinci fıkrasında gözaltı süresinin hesaplanmasında yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç tutulmuş, ayrıca yol süresi olarak adlandırılan bu sürenin azami miktarının da 12 saatten fazla olamayacağı hüküml altına alınmıştır.
Aynı maddenin üçüncü fıkrasında da gözaltı süresinin en fazla üç gün süreyle uzatılmasına imkan tanınmak suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda toplam süre dört gün olarak düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeler çerçevesinde toplu olarak işlenmiş bir suç için azami gözaltı süresi dört gün olup bu süreye en fazla 12 saat, en yakın hakim veya mahkeme önüne götürülmek için geçecek yol süresi, ilave edilebilmektedir.
CMK'nın 91. maddesinin birinci fıkrasını düzenlenen azami 12 saatlik yol süresi otomatik olarak her olayda maksimum kullanılabilecek bir süre değildir. Kanunun cevaz verdiği ve Anayasanın lafzına da uygun düşen yorum fiili olarak hâkim önüne götürülmesi gereken süre ne kadar ise yol süresinin hesaplanmasında da buna riayet edilmesidir. Aksinin kabulü; yol süresi uygulanması gereken her olayda gözaltı süresinin her halükârda 4 gün 12 saat olarak hesaplanmasını gerekli kılar ki böyle bir yorumun hukuk güvenliği açısından da büyük sakıncalara neden olma potansiyeli bulunmalıdır.
Kolluk ve savcılık makamı gözaltı süresinin azami dört gün olduğu bilinci ile hareket etmek suretiyle yürütülmesi gereken soruşturma işlemlerini bu süre zarfında sonuçlandırmakta yükümlüdürler.
Somut olayımızda dört günlük gözaltı süresinin sona erdiği 17/12/2021 günü saat 14:00'ten sonra dört buçuk saatlik bir fazlalık durumu oluşmuş bu fazlalığın tamamının yerel şartlar dikkate alındığında yol süresi olarak kabul edilmesi mümkün gözükmemektedir.
Diğer taraftan hâkim önüne çıkartılmak tabirinin kişinin hakimliğin egemenlik ve kontrol alanına girmesi olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bunun fiili olarak hakimle şahsın temas kurması değil soruşturma evrakının hakimliğe intikal ettirilmesi ve her an kişinin hâkim huzuruna çıkabilecek konumda bulundurulması olarak kabulü gerekmektedir.
Zira toplu olarak işlenen suçlarda sulh ceza hakimliklerinin her bir şüpheliyi ayrı ayrı sorguladığı dikkate alındığında şahısların hâkim huzuruna çıkartılmasında doğal bir gecikme ortaya çıkacaktır ki bu da hak ihlallerini kaçınılmaz kılacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi K.F.-Almanya (B. No: 144/1996/765/962,27.101.997 paragraf 73) kararında gözaltı süresinin 45 dakika aşmış olmasını Sözleşmenin 5/1-c maddesinin ihlali anlamına geleceğini kabul etmiştir.
Somut olaydaki dört buçuk saatlik gecikmeden mutat yol süresi olabilecek bir zaman dilimin düşülmesi halinde dahi kalan kısım açısından tazminat şartlarının oluşacağı açıktır. Kaldı ki konu hakkında değerlendirme yapan ağır ceza mahkemesi, gözaltının saat 14:00'te gerçekleştiğini gözardı ederek tutanağın düzenlendiği saat 15.30'u gözaltı zamanı olarak esas almak suretiyle maddi bir değerlendirme hatası da yapmıştır.
Bu gerekçelerle başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini düşündüğümüzden çoğunluğun aksi yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir.
Başkanvekili Basri BAĞCI
Üye Rıdvan GÜLEÇ
Başvuru Numarası : 2022/103359
Karar Tarihi : 30/4/2026
Başvuru, kanuni gözaltı süresinin aşılmasına dayalı tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvurucu hakkında, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında işlem yapılmıştır. Başvurudaki olayda başvurucu, diğer şüphelilerle birlikte 13/12/2021 tarihinde saat 14.00'te yakalanmış ve hakkında dört gün süreyle gözaltı tedbiri uygulanmıştır. Başvurucu, 17/12/2021 tarihinde saat 09.27'de gözaltı çıkış raporu alınarak adliyeye sevk edilmiş; aynı gün savcılıkta ifadesi alınmıştır. UYAP kayıtlarına göre ifade tutanağı saat 14.52'de, tutuklamaya sevk yazısı ise saat 17.40'ta oluşturulmuştur. Sevk yazısı hâkimlik kâtibince saat 18.18'de, sorgu zaptı ise saat 18.26'da oluşturulmuş; sorgunun başlama ve bitiş saatine zapta yer verilmemiştir. Başvurucunun aynı gün tutuklanmasına karar verilmiş, hakkında 26/4/2022 tarihinde iddianame düzenlenmiş ve başvurucu 24/11/2022 tarihinde tahliye edilmiştir.
Başvurucu, gözaltı süresinin aşıldığı iddiasıyla 23/12/2021 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde 13/12/2021 tarihinde saat 13.55'te gözaltına alındığını, dört günlük gözaltı süresinin 17/12/2021 tarihinde saat 13.55'te dolduğunu, buna rağmen hâkim önüne çıkarılmayarak yaklaşık 6 saat 45 dakika haksız şekilde özgürlüğünden yoksun bırakıldığını ileri sürmüş ve 5.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.
Bafra Ağır Ceza Mahkemesi, yakalama saatini tutanağın düzenlendiği saat olan 13/12/2021 saat 15.30 olarak kabul etmiş; başvurucunun 17/12/2021 saat 14.52'de Cumhuriyet savcısı huzurunda hazır edildiğini belirterek gözaltı süresinin aşılmadığı sonucuna varmıştır. Bu gerekçeyle tazminat davasının reddine karar verilmiştir. Başvurucunun istinaf başvurusu da esastan ve kesin olarak reddedilmiş, başvurucu süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Çoğunluk, başvurucunun gözaltı süresi sona erdikten sonra hâkim önüne çıkarılmasına kadar geçen sürenin, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilme için gerekli süre kapsamında değerlendirilebileceğini kabul ederek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Aşağıda açıklanan gerekçelerle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.
Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç olmak üzere en geç kırk sekiz saat; toplu suçlarda ise en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılmalıdır. Aksi hâlde kişinin hâkim kararı olmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakılması mümkün değildir.
Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise bu maddede belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devletçe ödeneceği düzenlenmiştir. Buna göre kanuni gözaltı süresinin aşılması suretiyle özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin, uğradığı zararın giderilmesini isteme hakkı bulunmaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 91. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun geçici 19. maddesi, gözaltı süreleri bakımından azami sınırlar öngörmektedir. Bu sürelerin amacı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını kamu makamlarının keyfî uygulamalarına karşı korumaktır. Dolayısıyla gözaltı süresinin başlangıcı ve bitişi, şekli kayıtlar yerine kişinin fiilen özgürlüğünden yoksun bırakıldığı an esas alınarak değerlendirilmelidir.
Anayasa Mahkemesinin içtihadında da anayasal anlamda yakalama kavramının yalnızca yakalama anını değil, gözaltı sürecini de kapsadığı kabul edilmektedir (Hasan Akboğa, B. No: 2016/10380, 27/3/2019). Yine kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan müdahalelerin kanuni bir temele dayanması, öngörülebilir olması ve keyfîlik içermemesi gerekir (Erdem Gül ve Can Dündar, B. No: 2015/18567, 25/2/2016; Aydın Yavuz ve diğerleri, B. No: 2016/22169, 20/6/2017).
Anayasa Mahkemesi, gözaltı süresinin kişinin yalnızca adliyeye veya savcılıkta sevk edilmesiyle değil, fiilen hâkim önüne çıkarılmasıyla sona ereceğini daha önceki kararlarında belirtmiştir. Bu kapsamda kişinin tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edilmiş olması tek başına yeterli olmayıp, hâkim önüne fiilen çıkarılması gerekir (Emre Soncan (2), B. No: 2016/73490, 11/3/2020; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de özgürlükten yoksun bırakma hâllerinin dar yorumlanması ve kanuni sürelerin sıkı biçimde uygulanması gerektiğini kabul etmektedir. K.-F./Almanya kararında iç hukukta öngörülen gözaltı süresinin 45 dakika aşılması dahi ihlal olarak değerlendirilmiştir (K.-F./Almanya, B. No: 144/1996/765/962, 27/11/1997, § 73). Brogan ve diğerleri/Birleşik Krallık kararında ise terörle mücadele bağlamında dahi 4 gün 6 saatlik gözaltı süresinin hâkim önüne çıkarma yükümlülüğüyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Brogan ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 11209/84 ve diğerleri, 29/11/1988, §§ 62-63). Oral ve Atabay/Türkiye kararında da dört günü aşan kısa süreli gecikmelerin gerekli ivediliğin gösterilmemesi nedeniyle Sözleşme'nin 5. maddesini ihlal ettiği kabul edilmiştir (Oral ve Atabay/Türkiye, B. No: 39686/02, 23/6/2009).
Somut olayda başvurucu, diğer şüphelilerle birlikte 13/12/2021 tarihinde yakalanmış ve hakkında dört gün süreyle gözaltı tedbiri uygulanmıştır. Başvurucu, gözaltı süresinin 17/12/2021 tarihinde sona ermesine rağmen aynı gün hâkim önüne çıkarılmadığını, yaklaşık 6 saati aşkın süre daha özgürlüğünden yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.
Dosya kapsamında, başvurucunun 17/12/2021 tarihinde saat 09.27'de gözaltı çıkış raporu alınarak adliyeye sevk edildiği, ifade tutanağının saat 14.52'de, tutuklamaya sevk yazısının saat 17.40'ta, sorgu zaptının ise saat 18.26'da oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Buna karşılık sorgunun fiilen hangi saatte başlayıp sona erdiği zapta yazılmamıştır.
Bu durumda başvurucunun gözaltı süresinin dolmasından sonra hâkim önüne çıkarılmasına kadar geçen sürenin, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilme için gerekli ve zorunlu süre kapsamında kaldığının derece mahkemelerince somut biçimde ortaya konulması gerekirdi. Ancak başvurucunun sabah saatlerinde adliyeye sevk edilmiş olduğu dikkate alındığında, daha sonra geçen sürenin salt sevk zorunluluğu ile açıklanması mümkün görünmemektedir.
Bafra Ağır Ceza Mahkemesi, yakalama saatini tutanağın düzenlendiği saat olan 15.30 olarak kabul etmiş ve başvurucunun 14.52'de Cumhuriyet savcısı huzurunda hazır edildiğini belirterek gözaltı süresinin aşılmadığı sonucuna varmıştır. Ancak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından belirleyici olan, tutanağın düzenlendiği saat değil, kişinin fiilen kamu gücü tarafından hareket serbestisinden yoksun bırakıldığı andır.
Ayrıca başvurucunun Cumhuriyet savcısı huzurunda hazır edilmesi veya tutuklamaya sevk edilmesi, gözaltı süresinin sona erdiği anlamına gelmez. Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fikrası bakımından esas olan, kişinin kanunda öngörülen süre içinde hâkim önüne çıkarılmasıdır. Bu nedenle savcılık işlemlerinde veya tutuklamaya sevk aşamasında geçen sürenin, hâkim önüne çıkarma yükümlülüğünü ortadan kaldırdığı kabul edilemez.
Derece mahkemesi kararında, başvurucunun azami gözaltı süresini aşan dönemde tutulmasının neden tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilme için gerekli ve zorunlu süre kapsamında kabul edildiği hususunda ilgili ve yeterli bir gerekçe sunulmamıştır. Başvurucunun adliyede bulunduğu, savcılık ifadesinin alındığı ve tutuklamaya sevk yazısının saat 17.40'ta oluşturulduğu dikkate alındığında, gözaltı süresinin dolmasından sonra geçen 6 saati aşkın sürenin zorunluluğu ayrıca açıklanmalıydı.
Bu açıklamalar karşısında, başvurucunun kanuni gözaltı süresi dolmasına rağmen hâkim önüne çıkarılmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakılmaya devam edildiği ve bu iddiayla açtığı tazminat davasının yeterli gerekçe gösterilmeksizin reddedildiği anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak, başvurucunun tutulduğu fazla sürenin zorunlu ve gerekli olduğu gösterilemediğinden, Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fikrası ile bağlantılı olarak dokuzuncu fikrasının ihlal edildiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına iştirak edilmemiştir.
Üye Engin YILDIRIM
Üye Kenan YAŞAR
Başvuru Numarası : 2022/103359
Karar Tarihi : 30/4/2026
Kanuni gözaltı süresinin aşılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin -beşinci fıkrasıyla bağlantılı olarakdokuzuncu fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği yönündeki kararına katılmamaktayım.
Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma bağlamında başka kişilerle birlikte gözaltına alınmış olup kanuni gözaltı süresi dolduğu hâlde 6 saatten fazla haksız olarak tutulduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesi uyarınca gözaltı süresinin aşıldığından bahisle tazminat davası açmıştır. Ancak bu dava reddedilmiş ve akabinde başvurucu Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Aynı başvurucunun eldeki dosyaya önemli ölçüde benzeyen bir diğer bireysel başvurusu ile ilgili olarak Mahkememiz çoğunluğunun ulaştığı Anayasa'nın 19. maddesinin -beşinci fıkrasıyla bağlantılı olarakdokuzuncu fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği şeklindeki karara (bkz.: Rıdvan Akbaş [GK], B. No: 2021/25399, 17/4/2025) katılmayıp başvurucunun bu hakkının ihlal edildiği kanaatimi ortaya koyan karşıoy gerekçesi yazmıştım.
Bahse konu karardaki karşıoyda yazdiğim gerekçenin ilgili kısımları (bkz.: Rıdvan Akbaş [GK], B. No: 2021/25399, 17/4/2025 kararındaki Yusuf Şevki Hakyemez'in karşıoyu, §§ 8-36) şu şekildedir:
"Kanaatimizce eldeki bireysel başvurunun incelenmesi sürecinde açıklığa kavuşturulması gerekli önemli bir anayasal sorun bulunmakta olup öncelikle bunun netleştirilmesi bireysel başvuruda ileri sürülen anayasal hak ihlali iddiası bağlamında önem arz etmektedir. Bireysel başvuruya konu olayda uygulanan gözaltı toplu olarak işlenen bir suç kapsamındaki gözaltı niteliğinde olduğundan Anayasa'nın 19. maddesinde gözaltı süresinin ne şekilde düzenlendiğinin ve toplu olarak işlenen suçlarda anayasal düzeyde maksimum gözaltı süresinin ne olduğunun ortaya konulması gerekmektedir.
'Kişi hürriyeti ve güvenliği' başlıklı Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrasında bu konu ile ilgili hükümet şu şekilde yer almaktadır: 'Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal ... ve savaş hallerinde uzatılabilir'.
Maddenin ilk şeklinde yakalanan kişilerin toplu olarak işlenen suçlarda hakim önüne çıkarılma süresi en çok onbeş gün biçiminde öngörülmüş iken 2001 yılında gerçekleştirilen Anayasa değişikliği ile bu süre kuralda olduğu şekilde en çok dört günü indirilmiştir.
Bu bağlamda Anayasa'nın bu hükmünde netleştirilmesi gereken husus toplu olarak işlenen suçlarda öngörülen en çok dört günlük süreye yakalanan kişinin tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli olan yol süresinin dahil edilip edilmeyeceğidir.
Mahkememiz çoğunluk kararında yakalanan kişinin tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli olan sürenin bu dört günlük süreye dahil olmadığı şu gerekçeyle kabul edilmiştir:
'Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrasında geçen 'en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç' ibaresinin 'toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün' ibaresini de bağladığı açıktır. Kanun hükümlerinden de toplu olarak işlenen suçlar için öngörülen azami dört günlük gözaltı süresine tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilme için gerekli sürenin ekleneceği anlaşılmaktadır. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 91. maddesinin (3) numaralı fıkrasında 'uzatılma'dan söz edilmektedir. Uzatılan süre ise (1) numaralı fıkradaki 'Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez.' hükmünün geçerli olduğu gözaltı süresi olup bu süreye "yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre" dâhil değildir'. (bkz.: § 35).
Çoğunluk kararındaki bu tespit rağmen kanaatimizce burada Anayasa'nın sözü bağlamında önemli bir sorun bulunmaktadır. Fıkradaki düzenlemeye tekrar dikkatle bakmak gerekirse, fikranın ilgili kısmı aynen şu şekildedir: 'Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırsekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır'.
Görüldüğü üzere bu hükümdeki "tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç" ibaresi bireysel olarak işlenen suçlardaki maksimum süre olan kırsekiz saatin önünde yer almaktadır. Ancak yine fıkradaki düzenleme biçimine bakıldığında bu 'kırsekiz saat' ibaresi sonrasında 'içinde' şeklinde bir ifade yer almamakta olup burada 've' bağlacı yer almakta ve hemen akabinde toplu olarak işlenen suçlardaki 'en çok dört gün içinde' ibaresine yer verilmektedir. Dolayısıyla bu hususlar dikkate alındığında bahse konu yol süresinin toplu olarak işlenen suçlardaki en çok dört günlük gözaltı süresine dahil olmadığı görüşü savunulmaktadır.
Ancak burada kuraldaki düzenleme biçiminden kaynaklanan önemli bir noktalama ve ifade bağlamındaki bir yazım sorunu kendisini göstermektedir. Kuraldaki 'tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç' ibaresinin sadece bireysel olarak işlenen suçlara mı yoksa toplu olarak işlenen suçlara da mı uygulanabileceği noktasında fikra hükmündeki ifade bu sorunu gözler önüne sermektedir.
Bu yönüyle bakıldığında 19. maddenin beşinci fıkrasındaki bahse konu hüküml, ifade tarzı ve kullanılan noktalama işaretleri nedeniyle hem yukarıda belirtildiği üzere yol süresinin toplu olarak işlenen suçları da kapsadığı şeklinde hem de sadece bireysel olarak işlenen suçları kapsadığı şeklinde anlaşılmaya müsait anlam belirsizliğini ortaya çıkaran bir metin özelliği taşımaktadır. Bu hükmün "tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç" kısmının toplu olarak işlenen suçları da kapsadığı görüşünde olanlar bile hükmün düzenleniş biçimi itibariyle esasında kendi bünyesinde imla sorunu ihtiva ettiğini de fark edebilmektedir.
Kuralla ilgili temel sorunun bu cümle içinde 'yakalanan veya tutuklanan kişi'den hemen sonra "virgül" kullanılmasından kaynaklandığını belirtmek gerekir. Zira kuralda "tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç" ibaresinin bireysel suçlar yanında toplu olarak işlenen suçları da kapsadığı şeklinde bir anlam öngörüliyor olsaydı bu durumda 'virgül' yerine 'noktalı virgül' kullanılmalıydı.
Nitekim Türk Dil Kurumu Yazım Kılavuzuna göre de noktalı virgülün kullanılacağı yerler arasında 'İkiden fazla eş değer öğeler arasında virgül bulunan cümlelerde özneden sonra noktalı virgül konabilir' şeklinde bir değerlendirme yer almaktadır (bkz.: Yazım Kılavuzu, 27. Baskı, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara, 2012, s.31).
İlgili Anayasa hükmünde noktalı virgül yerine virgül kullanıldığına ve bahse konu kural da bir Anayasa hükmü olduğuna göre, mevcut haliyle kuralın, Türkçe dil bilgisi kuralları ve hükümdeki ifade tarzından hareketle çok rahat biçimde yol süresinin toplu olarak işlenen suçları da kapsadığı şeklindeki bir anlama sahip olduğunu söyleyebilmenin mümkün olmadığı kanaatindeyim. Bu nedenle, bu şekilde iki farklı anlama yol açma ihtimali bulunduğunda, Anayasa'nın söz konusu hükmünün anlamını netleştirmek için şu iki hususun da dikkate alınması gerekmektedir:
Birinci olarak kuralın anlam itibariyle iki farklı şekilde yorumlanma ihtimalinin varlığı durumunda ve özellikle de kuralın temel hak ve özgürlüklere müdahale eden bir niteliğe sahip olduğu dikkate alındığında kuralın daha fazla özgürlük lehine olan anlamını tercih etmek gerekir. Özellikle de bahse konu durumun Anayasa Mahkemesinin bir bireysel başvuru incelemesi sürecinde gündeme geldiği düşünüldüğünde burada özgürlükçü yaklaşımın bir gereği olarak Anayasa Mahkemesinin özgürlük lehine yorum yapması ve dolayısıyla yol süresinin toplu olarak işlenen suçlarda hakim önüne çıkarılmak için öngörülen dört günlük süreye dahil olduğunu ve bunun dışında ayrı bir sürenin toplu olarak işlenen suçlarla ilgili maksimum gözaltı süresinin hesabına dahil edilemeyeceği ifade etmek gerekir. Bu biçimdeki bir yorum Anayasa Mahkemesinin varlık nedeni olan özgürlükler lehine bir yaklaşım sergilemesinin de gereği olarak görülmelidir.
Hatta, Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fikrasında yakalanan kişilerin hakim huzuruna çıkarılmaları için öngörülen asgari süreler ele alınırken, fikra gereği toplu olarak işlenen suçlarda bireysel suçlara kıyasla zaten daha uzun bir süre tanındığı dikkate alındığında, hakim huzuruna çıkarma için gereken yol süresinin de niteliği gereği bu uzun dört günlük süreye dahil olduğunu kabul etmek pekala mümkündür. Zira hakim huzuruna çıkarma konusundaki zaman sıkışıklığı gibi bir sorun daha ziyade kısa süre öngörülmüş olması nedeniyle sadece bireysel suçlar için geçerli olabilir. Bu nedenle fikradaki bahse konu yol süresinin münhasıran bireysel olarak işlenen suçları kapsamakta olduğu söylenebilir.
İkincisi ve daha önemlisi ise şudur: Anayasa hükmünün anlamının net bir biçimde belirlenmesi, somut örnekte olduğu gibi anayasal normun düzenleniş biçimi nedeniyle sağlanamıyorsa bu durumda Anayasa hükmünün gerekçesine bakılarak bu hükmün ne anlama geldiğini tespit etmek gerekir. Bu durum anayasal yorum teknikleri açısından da bir zorunluluktur.
Nitekim Anayasa Mahkemesi, anayasal bir normun anlamı ve kapsamına ilişkin tereddüt yaşadığı veya mevcut lafzi düzenlemenin anlamını ortaya çıkarmak bakımından yeterli olmadığını değerlendirdiği durumlarda söz konusu anayasal normun gerekçesini de değerlendirme unsuru yapmaktadır. Örneğin bir Anayasa Mahkemesi kararında Anayasa'nın 'Özel hayatın gizliliği' başlıklı 20. maddesinin, aile hayatı içerisinde eşlerin birbiri ile olan ilişkileri ve karşılıklı yükümlülüklerinin belirlenmesine ilişkin kurallar bakımından ölçü norm olarak değerlendirilebilmesinin dayanağı olarak anılan Anayasa maddesinin gerekçesine de yer verilmiştir (bkz. AYM, E.2023/42, K.2024/114, 30/05/2024, § 10.vd.). Benzer şekilde kamu hizmetine girme hakkına ilişkin (bkz. AYM, E.2021/104, K.2021/87, 11/11/2021, § 44) ve yabancıların temel hak ve özgürlüklerinin sınırlanılmasında esas alınacak ölçütlerin
Anayasa'nın 16. maddesinde belirtilmiş olmasına karşın anılan maddenin gerekçesine de yer verilerek (bkz.: AYM, E.2020/30, K.2023/12, 25/01/2023, § 186-187) bu ölçütlerin belirginleştirilmesi yoluna gidilmiştir.
Dolayısıyla, eldeki konu ile ilgili olarak 2001 Anayasa değişikliğinde bu meselenin niçin bu biçimde yeniden düzenlendiğine dair gelişmeleri incelemek büyük önem taşımaktadır.
Yukarıda da ifade edildiği üzere 1982 Anayasası'nın ilk şeklinde yakalanan kişinin toplu olarak işlenen suçlarda en çok onbeş gün içinde hakim huzuruna çıkarılacağı öngörülmekte iken 2001 Anayasa değişikliği ile bu konu yeniden düzenlenmiştir. Hem Anayasa Komisyonu raporunda hem de teklife ilişkin madde gerekçesinde, yakalanan veya tutuklanan kişilerin hakim önüne çıkarılma sürelerinin "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5 inci maddesindeki esaslar doğrultusunda" düzenlenmesi şeklindeki amaca özellikle vurgu yapılmaktadır (bkz.: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Gerekçeli), Haz.: Y.E. Yılmazoğlu / İ. E. Perdecioğlu, Anayasa Mahkemesi Yay., Ankara, 2018, s. 110).
Yine Anayasa değişikliğinin Genel Kurul görüşmelerinde fıkra hükmüne son şekli verilirken açık bir vurguyla, Genel Kuruldaki değişiklik önergesi gerekçesi de dikkate alınarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi tavsiyeleri ışığında Anayasa'nın 19. maddesinde öngörülen sürenin dört günü indirilmesinin "insan hakları ve uluslararası standartlara uygun bir düzenleme" olacağını yer verilmiştir (bkz.: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Gerekçeli), s.111).
Görüldüğü üzere konumuzla ilgili 2001 Anayasa değişikliğinin amacının yakalanan veya tutuklanan kişilerin hakim önüne çıkarılma sürelerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ve Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi tavsiyelerindeki uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi olduğu madde gerekçesinde açıkça ifade edilmektedir. Bu nedenle bu konudaki AİHM içtihadına bakılması gerekmektedir.
AİHM, iç hukukta on iki saat olarak belirlenen gözaltı süresinin kanunla düzenlenmiş olması nedeniyle mutlak olduğuna, bu sürenin kırk beş dakika aşılmış olmasının Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edilmesi sonucunu doğurduğuna karar vermiştir (K.-F./Almanya, B. No: 144/1996/765/962, 27/11/1997, 73).
Brogan ve Diğerleri/Birleşik Krallık başvurusunda AİHM, terörle mücadele gibi özel koşulların varlığı gibi istisnai durumların Sözleşmenin 5. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında derhal hakim önüne çıkarılma güvencesinin geciktirilmesini haklı kılmayacağı, azami gözaltı süresinin aşılmadığı halde dahi dört gün altı saatlik gözaltı süresinin Sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini belirtmiştir (B. No: 11209/84, 11234/84, 11266/84 ve 11386/85, 29/11/1988, §§ 62, 63). Oral ve Atabay/Türkiye (B. No: 39686/02, 23/6/2009) başvurusunda da AİHM Brogan ve diğerleri kararına atıfla dört günü aşan her gözaltı süresinin, terörle mücadele kapsamında dahi olsa prima facie çok uzun olduğunu belirtmiştir (§ 43). AİHM bu davada teröre ilişkin soruşturma kapsamında dört gün iki saat ve dört gün dört saat süreyle gözaltında tutulan başvurucuların "ivedilikle" hakim önüne çıkarılmadığını kabul ederek özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. AİHM İpek ve diğerleri/Türkiye kararında yargı denetimi olmadan gözaltında tutma için öngörülen sıklık zaman kısıtlamasının azami dört gün olduğunu yinelemiştir (B.No: 17019/02 30070/02,
3/2/2009, § 36). Görüldüğü üzere AİHM bu başvurularda 4 günlük azami süreye yol süresi gibi bir istisna tanımamıştır.
Dolayısıyla eldeki bireysel başvurunun incelenmesi sürecinde ölçü norm olarak ele alınan Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrası hükmünün anlamının kuraldaki ifade ediliş, imla ve yazıma dair sorunlar nedeniyle net bir biçimde ortaya konulamadığı bir durumda, kuralın anlamını ortaya koyma hususunda gerçekleştirilen Anayasa değişikliğine ilişkin madde gerekçesine başvurmak Anayasal yorum açısından bir gereklilikdir. Bu konuda madde gerekçesinde de açıkça yakalanan veya tutuklanan kişilerin hakim önüne çıkarılma sürelerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarındaki uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi amacı belirtildiğine ve bu standartta toplu olarak işlenen suçlardaki azami dört günlük gözaltı süresine ek bir yol süresi öngörülmediği rahatlıkla söylenebildiğine göre hakim önüne çıkarılma ile ilgili sürenin hesabını buna göre yapmanın Anayasal bir zorunluluk olduğu kanaatindeyim.
Öte yandan, ulaşım noktasında yaşanan teknolojik gelişmelere rağmen toplu olarak işlenen suçlarda Anayasa'nın bu fıkrasına ilişkin 2001 yılı değişiklik gerekçesi de aşikar iken yol süresinin azami dört günlük gözaltı süresine dahil olmadığı hususunda halen ısrar etmenin Anayasa hükümlerinin dinamik yorumu boyutu ile de sorunlu bir yaklaşım olduğunu ifade etmek gerekir.
Yukarıda sıralanan gerekçeler dikkate alındığında Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre toplu olarak işlenen suçlarda yakalanan kişinin en geç dört gün içinde hakim huzuruna çıkarılması gerekmektedir. Kurala ilişkin madde gerekçesi ve kuralın 2001 Anayasa değişikliğinin amacı kuraldaki düzenlemenin bu şekilde anlaşılmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla toplu olarak işlenen suçlarda yakalanan kişinin hakim huzuruna çıkarılması noktasındaki azami dört günlük gözaltı süresine kişinin tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süreyi de dahil etmek gerekir.
Burada Mahkememiz çoğunluğunun Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrası hükmünden hareketle, toplu işlenen suçlarda yol süresinin dört günlük gözaltı süresine dahil edilip edilmeyeceği meselesini ilk olarak Anayasa hükmü üzerinden ortaya koyup daha sonra kanun hükmüne dayanarak bu görüşünü netleştirmesinin (bkz.: § 35), anayasal özerk yorum yöntemiyle uyumlu olmadığını da belirtmek gerekir. Bu itibarla, ilgili sürenin doğrudan Anayasa hükümleri esas alınarak belirlenmesi ve sonuca ulaştırılması yönteminin benimsenmesi gerektiği vurgulanmalıdır.
Anayasanın bu hükmünün anlamı bu şekilde belirtildikten sonra eldeki bireysel başvuruyla ilgili ihlal iddiasını bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Somut olayda Olay ve Yakalama Tutanağı dikkate alındığında aralarında başvurucunun da bulunduğu on yedi şüpheli 8/5/2020 tarihinde saat 13.05'te yakalandığına göre gözaltı süresinin bu tarihte başladığı açıklar. 12/5/2020 tarihinde ise UYAP kayıtlarına göre sorgu zaptı saat 17.19'da oluşturulmuş olup 19.36'da hakim tarafından imzalanarak sorgu sonlandırılmıştır.
Bu da göstermektedir ki başvurucu, gözaltına alındığı tarihten itibaren dört gün geçtikten sonraki bir zamanda hakim huzuruna çıkarılmıştır. Dosyadaki veriler dikkate alındığında başvurucunun Anayasa'da öngörülen dört günlük azami gözaltı süresi geçtikten sonra hakim huzuruna çıkarıldığı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Bu yönü ile bakıldığında Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasının açık hükmü karşısında somut dosyada başvurucunun bu süre geçtikten sonra hakim huzuruna çıkarılması Anayasa hükmünün lafzı ile bağdaşmamaktadır. Bu yönü ile somut başvuruda kişi özgürlüğüne yönelik bahse konu sınırlamanın kanunilik koşulunu sağlamadığı kanaatindeyim".
Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ